Showing posts with label Çevre. Show all posts
Showing posts with label Çevre. Show all posts

Bilimde Bugün; Çernobil Faciası

Tasarımındaki çatlaklar, insan hataları, Sovyet mühendislerinin Çernobildeki nükleer enerji santralinin reaktöründe kontrolü kaybetmelerine sebep oldu. Reaktör patladı ve radyasyon sızıntısı meydana geldi. Bir çok insan öldü, daha çok insan acı çekti. Sebep olduğu toplam kurbanların sayısı hala bilinmiyor.

THSİ DAY

Size biri nükleer felaket dediğinde muhtemelen 3 Mil Adası aklınıza gelmez. Windscale yangınınıda düşünmezsiniz. Hiroşima aklınıza bile gelmez, tabiki hemen Çernobil dersiniz.

İronik olarak bu felaket, nükleer enerji üretiminde, bu yöntemin ne kadar güvenli olduğuna dair bir güvenlik testi uygulaması sırasında meydana gelmiştir. Çernobil – Ukrayna’da(Eski Sovyetler birliğinin bir parçası), acil yardım bölümü ve enerji üretimi yapan 4ncü reaktörün 25 Nisanda test için kapatılması ile meydana gelmiştir. Mühendisler reaktörü %7 güçle çalıştırmaktayken, kontrol çubuklarının (Nükleer enerji sızıntısını engelleyen kontrol parçaları) çoğu nükleer kor yüzünden erimişti.

chernobyl[1]

26 Nisan, gece 1.26’da 4ncü reaktörde aniden aşırı bir enerji yükselmesi oldu. Bu durum buhar patlamasına ve dışarı hidrojen sızmasına neden oldu.

Oksijen ile karışan hidrojen kimyasal bir reaksiyonu tetikleyerek kimyasal bir patlama olmasına neden oldu. Bu ikinci patlama reaktörün çatısının yerinden çıkıp fırlamasına ve radyoaktif koru dışarı atmasına neden oldu. Bu kadarlada kalmadı, çok yüksek enerjili radyoaktif parçacıkları ve gazları atmosfere bıraktı – bunun büyük kısmı Beyaz Rusya’ya doğru yol aldı.

Yol açtığı yangın ve temizliği trajikti ve iyi belgelenebildi. İtfaiyeciler yangını kontrol altına almak için olay yerinde çabalıyorlardı ve bu onların ölümcül seviyelerde radyasyona maruz kalmalarına neden oldu. Sabaha karşı saat 6.35’te yangın söndürüldü ancak açığa çıkmış radyoaktif kor hala yerinde duruyordu.

Sovyet mühendisleri çok karmaşık bir durum içerisinde kalmışlardı. İşçiler yüksek korumalı kıyafetler giyerek radyoaktif döküntünün ne kadar miktarda olduğunu belirlemeye çalışıyorlardı. Kurşun plakalarla etrafı tamamen kapatılmış kamyonlar ile temizlik ekibi olay yerine getirip götürülüyordu. Kurşun plakalar o kadar ağırdıki bu kamyonların çoğu bu yükü kaldıramıyordu. O zamanlarda yeni yeni icat edilmekte olan uzaktan kumandalı robotlarda sadece bir kaç dakika çalıştıktan sonra bozulup oldukları yerde kalıyorlardı.  Bu temizlik ekibi sadece etraftaki binaların çatılarında çalışabiliyor ve aşırı radyasyon seviyesi yüzünden en fazla 40 saniye süresinde dışarıda durabiliyorlardı.

Radio-operated_bulldozer_outside_Chernobyl[1]

Radyo kontrollü bir buldozer Pripyat’ta

Helikopterler 5.000 ton kum, kurşun ve borik asidi radyasyonu engellemesi umuduyla havadan boşalttılar, ancak işe yaramadı.

Mühendisler en sonunda 20.000 ton beton ve kurşunu radyoaktif döküntü üzerine döktüler ve Aralık 1986’da radyasyon sızıntısı kontrol altına alınabildi.  Betondan yapılan bu mezar odası günümüzde hala orada durmaktadır, ancak stabilitesi ve ne kadar zamanının kaldığı hakkında süpheler bulunmaktadır.

Pripyat01[1]

Radoaktif döküntünün kirlettiği bulutlar Ukrayna üzerinden Beyaz Rusya ve Rusya üzerine dağıldı. Tahmini olarak 300.000 kişi 18 millik bir güvenli mesafe dışarısına taşındı (Bu bölge daha sonraları Uzaylılaşma Bölgesi olarak anıldı) 50.000’i aşkın kişi hemen reaktörün yanında kurulan Pripyat şehrinden bir gecede uazaklaştırıldı.

Çernobil’in sebep olduğu ölümler iyi belgelenmemiştir. Resmi olarak 56 kişi radyasyon zehirlenmesi nedeni ile hayatını kaybetmiştir. Sovyet otoriteleri tarafından yapılan spekülasyonlar ile uzun vadede yol açtığı inanılmaz zararların üstü örtülmüştür. Kanser ve doğumlardaki bozukluklarda oluşan aşırı artışın sorumlusunun Çernobil olduğu kesindir ancak hiç bir zaman bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.

Chernobylpowerplantradioactivity[1]

Enerji talebi nedeniyle çernobil patlamadan 14 yıl sonraya, Aralık 2000’e kadar işletilmiştir. Santralin 2065 yılında tamamen sökülerek, temizlenmesine karar verilmiştir. Bu gerçekleşene kadar rehberli turlar felaket bölgesine ziyaretçileri götürmektedir; Ukrayna Atomik Enerji Bakanlığı bir kaç yıl önce buna izin vermiştir.

Daniel Dumas , 26.04.10, Wired Magazine

wired_logo%5B3%5D[1]

top-logo[1]

Erişkinlerin duyamadığı ses!

İngiltere’de, halka açık yerlerde toplanarak şamata yapan ve sorun çıkaran genç gruplarını dağıtmak için geliştirilen 500 sterlinlik "caydırıcı cihaz"ın yasaklanması isteniyor.

Piyasaya "Ultrasonik Çocuk Kaçıran" adıyla sürülen Mosquito (sivrisinek) marka cihaz, sadece kulakları sağlam olduğu için, 25 yaşın altındakiler tarafından duyulabilen ve yetişkinlerin duyamadığı frekansta ses üretiyor. (17 kilohertz)
İNGİLTERE’de "Ultrasonik Çocuk Kaçıran" adıyla piyasaya sürülen cihaz, gençlerin toplanarak problem yarattıkları alışveriş merkezleri gibi yerlerden uzaklaştırılması için en etkili silah olarak görülüyor.
Çıkardığı rahatsız edici sesle gençleri "sivrisinek gibi" kaçıran cihaz, dükkan sahipleri, resmi daireler ve çocuk çetelerinden rahatsız olan ev sahipleri tarafından kapış kapış alınıyor.

_41478810_spar_walesnews_203[1]
Ancak hükümet tarafından çocukların haklarını gözetmek için atanan görevli Al Aynsley-Green, cihazın masum çocukları da cezalandırdığını ve insan haklarına aykırı olduğunu savunarak yasaklanmasını istiyor. Aileler de cihazın çocukların işitme kabiliyetini uzun dönemde zedelediğinden yakınıyor. Al Aynsley-Green, cihazı kullananların bundan vazgeçmesi için bu hafta kampanya başlatacağını açıklarken İçişleri Bakanı Jacqui Smith’in ise genç çetelerle mücadele etmek için Mosquito cihazının kullanılmasını desteklediği bildiriliyor.

_41478814_mosquito_walesnews_203[1]
Polis kuvvetleri, toplu konut yönetimleri, tren yolu şirketleri ve özel şahıslar binlerce Mosquito cihazı aldı. Saniyede birkaç kesik kesik yüksek frekansta gürültü çıkaran cihazın reklamı, "Huzursuzluk çıkaran gençlerin para harcamaya hazır hakiki müşterileri kaçırabileceği" esasına dayandırılarak yapılıyor. Cihazın mucidi olan Gallerli Howard Stapleton’ın aynı teknolojiyi kullanarak sınıfta gençlerin duyabildiği, fakat öğretmenlerin duyamadığı telefon zil sesleri de geliştirdiği bildiriliyor.

Sesi indirmek için;

http://www.box.net/shared/z0k1uernlf

http://en.wikipedia.org/wiki/The_Mosquito

bbc_logo

Ada gitti, kavga bitti

Hindistan ile Bangladeş arasındaki 30 yıllık ada sorunu, adanın sulara gömülmesi ile çözüldü.

Hindistan ile Bangladeş arasında, Bengal Körfezi'ndeki küçük bir kayalık ada yüzünden 30 yıla yakındır devam eden sorun, adanın sulara gömülmesiyle son buldu.

Kalküta'daki Jadavpur Üniversitesinden okyanus bilimci Sugata Hazra, küresel ısınma yüzünden yükselen su seviyesinin "sorunu çözdüğünü", New Moore adasının tamamen suya gömüldüğünü belirtti.

Hazra, adanın sulara gömüldüğünün uydu görüntüleriyle doğrulandığını ifade etti.

bengal%20k%C3%B6rfezi.widec[1]

Okyanus Bilimi Araştırmaları Fakültesinden uzmanlar da Bengal Körfezi'nde son 10 yılda su seviyesinin önemli oranda yükseldiğine dikkati çekti.

Deniz seviyesinin 2000 yılına kadar yılda 3 milimetre, son 10 yılda ise her yıl 5 milimetre kadar yükseldiği ve en az 10 adanın daha risk altında olduğu kaydedildi.

Bangladeş, dünyanın küresel ısınmadan en çok etkilenen ülkelerinin başında geliyor. Yetkililer, 2050 yılına kadar deniz seviyesinin bir metre yükselmesi halinde ülkenin kıyı bölgelerinin yüzde 18'inin sulara gömüleceğini belirtiyor.

Yaşamın olmadığı New Moore adasında hem Hindistan, hem de Bangladeş hak iddia ediyordu. Hindistan, 1981 yılında adaya milisler göndererek bayrağını dikmişti.

Bu hamburger bir sene boyunca bozulmadı!

ABD'li bir beslenme uzmanı, McDonalds'tan aldığı menüyü bir yıl boyunca mutfağında bekletti. Menü neredeyse hiç değişim göstermedi.

Amerikalı beslenme uzmanı Joann Bruso, McDonalds'taki ürünlerde bulunan koruyucu maddelerin çocukların sağlıklı beslenmesi üstündeki etkilerini incelemek için enteresan bir deneye imza attı.

 mc-donalds-iirenc.hlarge[1]

ABD, Colorado'da yaşayan Joann Bruso, McDonalds'ın hamburger ve patates kızartmasından oluşan Happy Meal menüsünü, ne kadar sağlıklı olduklarını görmek için, bir sene boyunca mutfağının bir rafında sakladı.

SİNEK VE BÖCEKLER BİLE KONMADI
Menüyü üstünü kapamadan sakladığını belirten Bruso, "Bu dönem içerisinde tabii ki birçok kez camları açık bıraktım. Ama sinekler ve böcekler bu menünün üzerine konmadı. Bu size neyi gösteriyor? Sinek ve böcekler bile bu yiyecek ile uğraşmıyor" dedi.

joann-bruso.standard[1]

Sekiz torunu da olan 62 yaşındaki Bruso, sağlıklı beslenme konusunda ebeveynlere tavsiyeler verdiği blog'unda her gün hamburger ve patates kızartmalarının değişimini yazdı.

Ancak beklenenin aksine hamburger ve patates kızartması bir sene içerisinde çok az bir değişim gösterdi.

YEMEK DEDİĞİN BOZULMALIDIR
Amerikalı beslenme uzmanı deneyinin, bu gıdaların içinde yer alan koruyucu maddelerin ne kadar güçlü olduğunu ve bunun çocukların sağlığı üzerinde yol açabileceği olumsuz etkileri gösterdiğini söylüyor.

Bruso, "Yemek dediğin bozulmalıdır. Hatta beklettiğin zaman kokmalıdır. Eğer bunlar olmuyorsa, o gıda bozulmuyorsa, bu o gıdanın çocuklar için ne kadar sağlıksız olduğunu gösterir.

ABD'li beslenme uzmanı evinin bulunduğu bölgenin kuru, nemsiz bir iklime sahip olduğunu ve bunun da gıdaların bozulmamasında etkili olabileceğini söylüyor.

Sadece sivrisineği öldüren lazer

Sistem sıtmayı yayan dişi sivrisinekleri bile erkeklerinden ayırabiliyor.

Amerikalı bilimadamları, başka böceklere zarar vermeden sadece sivrisinekleri öldüren yeni bir lazer sistemi geliştirdiler.

National Geographic'in haberine göre, dünyanın en öldürücü hastalıklarından sıtmayla mücadelede etkin bir silah olarak kullanılması beklenen, elde taşınabilir cihaz Intellectual Ventures tarafından Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın sağladığı mali kaynakla geliştirildi.

Mucitleri, sistemin tamamen ucuz tüketici elektroniği parçalarından geliştirdiklerini belirttiler.

100219-sivrsineklazeri2.widec[1]

Sistemi oluştururken, "foton perdesi" adını verdikleri bir alan içinde kızılötesi ışınlarla sadece sivrisinekleri tespit eden cihaz, kelebek, bal arısı gibi diğer böceklere zarar vermiyor, aynı zamanda kanat çarpmalarına göre erkek ve dişi sivrisinekleri de ayırt edebiliyor.

İnsanları sadece dişi sivrisinekler ısırıyor.

Tropikal bölgelerde sivrisinekler tarafından yayılan sıtma hastalığından her yıl yaklaşık 1 milyon insan hayatını kaybediyor.

http://bits.blogs.nytimes.com/2010/02/12/using-lasers-to-zap-mosquitoes/

%100 yenilebilir enerjiyle yaşayan bir ada

Küçük bir Danimarka adası teknik olarak %100 sürdürülebilir enerji kaynakları kullanıyor. Bu uygulama heryerde başarılı olabilirmi?

Danimarka adası Samso, neredeyse tamamen elektrik, ısı ve sıcak su kaynaklarından elde edilen yenilenebilir enerji kullanmakta. Adanın sahip olduğu tuhaf cazibe, birçok danirmarkalının yazın buraya gelmesini sağlıyor. Aynı zamanda Samso uzun bir geçmişten gelen kültüre sahip, örneğin kendine has mimarisiyle saman-çatılı evleri ile. Adada bir modernistin eski bir ahırı alıp, etrafını tamamen güneş enerjisi panelleri ile kaplayarak kurduğu Enerji akademisi şimdiye kadar ziyarete gelen 500.000’i aşkın turiste yenilenebilir enerji devrimi hakkında eğitim vermiş.

340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_1[1]

Adadaki 22 köy ve 4000’i aşkın insan için 11 tane bir megawattlık arazi tipi rüzgar türbini ve 10 tane 2 megawattlık dalga rüzgar türbini enerji üretiyor. Bunlar adada yaşayan insanların ihtiyacından daha fazla ve Samso 80 milyon kilowatt/saatlik rüzgardan elde edilmiş enerjiyi ihraç ediyor. Bu durumda adanın yenilenmeyen enerji (otomobil, kamyon, feribot yakıtları vs.) ile kaybettiği parayı dengelemesini sağlıyor.

340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_2[1]

Ada üzerindeki 50 metrelik 10 tane rüzgar türbini tarlaların ve köylerin üzerinde yükseliyor. Samso Enerji Akademisi direktörü Soren Hermansen, “Çocukluğumda bu tepeler, rüzgar türbinleri dikilene kadar sadece birer tümsekti” diyor. “Biz 300 senelik değirmenlere sahibiz. Buraya onları yapanlar çevresel etkileri veya kuşları düşündükleri için deği sadece burada güzel bir neden için olmaları gerektiği için yapmayı düşünmüşler. Bugünde aynısı gerçekleşiyor.”.

340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_3[1]

Kara tipi rüzgar türbinlerinden birinin üzerine tırmanıp motor kısmındaki bu devasa makineyi rüzgara karşı döndüren küçük dümeni görmek heyecan verici. Küçük bir alanda birbirine yakın 10 devasa dalga tipi rüzgar türbini daha bulunuyor. Bu türbinler en yüksek üretim için kendi etraflarında 360 derece dönebiliyorlar ancak bu türbin, fazla ısınmış vites kutusu yüzünden bakıma alınmış durumda.

340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_5[1]

Yedi Samso’lu çiftçi 5 senelik buğday ve çavdar samanı sağlamak için ısı satralleri ile anlaşma imzalamışlar. Yarım tonluk balyalar halinde depolanan samanların herbiri 1 varil petrolün verdiğinden daha fazla enerji sağlıyor. Bu balyalar bir makina ile kesilip biçiliyor ve bu parçalar vakum ile çekilerek küçük bir boru ile yan odadaki fırına veriliyor. Kışın en soğuk günlerinde 12'ye kadar sayıda balya burada öğütülebiliyor. Yakma işlemi sırasında ortaya çıkan karbondioksidi, samanların büyüme sırasında temizlediği karbondioksit dengeliyor. Brundby ve Ballen köylerinde yaşayan 260 kadar Samso’lu, ısı ve sıcak sularını yine saman yakarak sağlıyorlar. Fırın içerisinde 1.2 megawatt değerinde enerji ve 92.7 C dereceye kadar çıkabilen ısı üretilebiliyor. Artık olarak kalan kül ise çiftçilerin tarlalarına geri dönüyor.

340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_7[1]

Norby’de kurulan bölge ısıtıma merkezi, odun kırıntıları ile köylüler için sıcak su ve ısı üretiyor. Bir çok Samso’lu evine yüksek verimli odun fırınları, ocaklar veya şömineler yaptırmış ancak bunlar bölgesel ısıtma merkezine bağlantısı yapılamayan yerlerde yaşayan insanlar. Bu merkez adanın ihtiyacı olan ısı ve sıcak suyun tek başına %70ini karşılayabiliyor. Merkez ayrıca güneş ışınları yeterli seviyede olduğunda 2500 metrekarelik güneş panelleri ile ısı ve sıcak su üretiyor; özel üretilmiş 800 metre küplük izoleli tank bütün günde üretilen ısıyı (Neredeyse saatte 50 megawatt) depolayabiliyor.

340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_8[1]

En önemli konulardan biriside ısı izolasyonun sağlanması ve ısı kaybının olabildiğince az olabilmesi. Samso'da yaşayan insanlar evlerinde, geri dönüşümlü kağıttan yapılan özel bir izolasyon malzemesi kullanıyor.

 340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_11[1]

Enerji akademisinin yeni bir projesi ise rüzgar türbinlerinin gece ürettiği enerjinin elektrolizer ile hidronjen üretilmesinde kullanılması. Hidrojenin ucuz olarak depolanarak fosil yakıtları yerine kullanılabilmesi sağlanırsa ekonomi açısındanda büyük faydalar sağlayacak. Samso’nun etrafını kaplayan diger yerlerdeki kömürle çalışan enerji santralleri ise uzaklardan görülüyor. Bu santralleriden her biri sadece bir ayda, Samso’nun şimdiye kadar üretilmesini önlediği karbondioksitten daha fazla salınım yapıyor.

340F99BB-0BA1-458A-B222742DDD7D1EBE_13[1]

 

January 19, 2010 by David Biello, Sciam

sciam_logo[1]

 

iPill

En büyük hastane aygıtları üreticilerinden biri olan Philips, içinde algılayıcıları, mikroişlemcisi, pili, kablosuz vericisi ve ilaç bölmesi bulunan bir hap üretti.Hapın özelliklerine bakarak yakın bir gelecekte içimizde mini bir hastanenin gezineceğini düşünebiliriz."iPill" adı verilen bu hap bağırsaklarda, hastalığın görüldüğü alanı asit algılayıcıları sayesinde saptayıp ilacı tam o noktaya vermek amacıyla geliştirilmiş.

Hap[1]

Sindirim sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılacak hap, yalnızca hastalıklı bölgeye etki ettiği için ilacın dozu düşük tutulabilecek ve yan etkiler de azaltılabilecek.Aynı zamanda haptaki sıcaklık algılayıcıları, bedenin çeşitli bölgelerinden ölçümler alıp kablosuz vericisiyle verileri dışarıdaki bir alıcıya gönderebilecek.Daha önce de bedenin içinde minyatür kamera gibi bazı tanı araçları taşıyan kapsüller kullanılmıştı; ancak bu kapsüller ilaç taşımıyordu.

http://www.research.philips.com/newscenter/backgrounders/081111-ipill.html

'Canlı duvar' yılın en orijinal buluşlarından

Birleşik Krallık'ın başkenti Londra'da bir otelin duvarı yaşıyor.

Time dergisi tarafından "2009'un en iyi 50 buluşu"ndan biri seçilen "canlı duvar", aslında sanatçı ve bilim adamı Patrick Blanc'ın bir eseri.

Blanc'ın, toprağa gereksinim olmadan dikey bir şekilde büyüyen bitki buluşları, sadece Londra'da değil, Bangkok, Paris, New York ve Tokyo'da da birçok yapının duvarlarını kaplıyor.

Bu bitkileri sarmaşıklardan ayıran özellik ise toprağa gereksinim olmadan büyüyebilmeleri. Yaklaşık 10 yılını kayalar ve ağaçlar üzerinde doğal olarak büyüyen yabani bitkileri inceleyerek geçiren Blanc, incelemelerinin ardından bu bitkileri binaların duvarlarında da yetiştirmeyi başarmış.

leblancmurvegetal1[1]

Bitkileri yerleştireceği şehirlerdeki iklime ve görsel estetik ile uyuma göre, hangi bitkileri binalarda kullanacağı seçen Blanc, 1994'den bu yana 140 adet "dikey bahçe" oluşturdu. Bunların en bilinenleri ise Paris'teki Quai Branly Müzesi, New York Manhattan'daki Marithe ve François Girbaud mağazası, Cenevre'deki Akvaryum ve Bangkok'taki Siam Paragon alışveriş merkezi.

Londra'nın merkezindeki Green Park'ın tam karşısında bulunan bir otelin bir cephesini kaplayan Blanc'ın "yaşayan duvarı" ise sanatçının Birleşik Krallık'taki ilk ve tek eseri.

verticalgardentitle[1]

Otel yetkilileri, "dikey bahçeyi" duvarlarına yerleştirme kararını şöyle açıkladı:
"Neden dikey bahçeyi otelimizin duvarına yerleştirdik? Çünkü, estetik olarak Green Park'ı bütünlüyor, ayrıca Londra'nın biyodeğişimini simgeliyor ama en önemlisi çok eğlenceli ve biz bu bahçeyi çok sevdik."

"Canlı duvarın", internetteki sosyal iletişim ağı facebook'ta bir hayran sayfası bile olduğunu söyleyen yetkililer, botanik meraklılarının Blanc'ın duvar için hangi bitki türlerini kullandığını ve bunların adlarını bu sayfadan öğrenebileceklerini belirtti.

http://www.verticalgardenpatrickblanc.com/mainen.php

http://en.wikipedia.org/wiki/Patrick_Blanc

Küresel ısınmaya '20 ilaçlık reçete'

The Sunday Times Gazetesi 7 Aralık'ta Kopenhag'ta başlayacak İklim Zirvesi öncesi küresel ısınmaya karşı 20 maddelik bir çözüm listesi yayımladı.

İnsanlık birçok farklı yönetmle doğaya zarar vermeye devam ederken üzerinde yaşadığımız Dünya alarm vermeye ve uyarılarına devam ediyor.

Uyarıların gözardı edilmeyecek boyutlarda olması dünya liderlerini 7 Aralık'ta başalyacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi'nde biraraya getiriyor.

Zirve öncesi İngiliz The Sunday Times gazetesi Dünyamızın kurtarılması için 20 yıl adlı bir liste açıkladı.

Getirilen önerilerin hepsi şu an sahip olduğumuz teknolojiyle yapılabilir ve uygulanabilir olmasıyla dikkat çekiyor. İşte Dünyayı kurtaracak liste;

1)Güneş Enerjisi
Güneş , doğayla en barışık enerji kaynağı olmaya devam ederken bu kaynağı en çok kullanan ülke ise İspanya. Sevilla yakınlarında kurulan tesiste 600'den fazla hareketli ayna bulunacak ve elde edilen enerji 15 saat boyunca erimiş tuz molekülerinde depolanabilecek. Güneş enerjisinin depolanabilmesi için geliştirilen bu teknikle 25 bin eve elektirik sağlanabilecek. Tesis 2011 yılında faaliyete geçecek.

Power385_650545a[1]

2)Karbon depolama
Termik santrallerde kullanılan kömür ve türevlerinin atık olarak havaya saldığı karbondioksitin küresel ısınmaya neden olduğu biliniyor. Norveç'te 1996 yılından beri kullanılan bir yöntemle termik santrallerden çıkan karbon dioksit petrol kuyularına depolanabiliyor. Avrupa Birliği, atıklarını bu yöntemle depolayacak 12 termik santral projesine başladı. Santraller 2020 yılında tamamlanacak.

3)Akıllı sayaç
Gereksiz elektrik kullanımını önlemek için dünyada akıllı sayaç kullanımı artıyor. İtalya’daki evlerin yüzde 85’inde akıllı sayaç bulunuyor. ABD ise sıralamada ikinci durumda.
4)Rüzgar Enerjisi
2020 yılında İngiltere’nin enerji ihtiyacının yüzde 30’unu rüzgardan karşılaması bekleniyor. Norveç ise Haziran 2009’da karadan 10 km açıktaki yüzer platformlarda ‘rüzgar tarlalarını’ devreye sokacak.

5)Nükleer Enerji
Çin, Güney Kore, Hindistan ve Rusya’nın aralarında olduğu 13 ülke halen 53 reaktörün yapımına devam ediyor. Gelişmiş güvenlik önlemlerinin kullanılmasıyla nükleer enerji tekrar gündeme geldi. İngiltere yüksek maliyetleri koyduğu karbon vergileriyle karşılamak için bir dizi plan hazırlıyor. Gelişmelere rağmen İngiletere 25 yıldır ülkesinde hiçbir nükleer tesis inşaa etmedi.

6)Güneş panelleri
Evlerde suyu ısıtmak için oldukça yaygın olarak kullanıyor. Gelecekte panellerden oluşacak güneş çiftlikleri enerji ihtiyacının giderilmesi için kullanılacak.

7)Hızlı toplu taşıma
Elektirik ve hidrojenlere çalışan araçlara yaygınlaşırken ilerde sürücüsüz ve doğayla barışık trenler şehirlerin vazgeçilmezi olacak. Prototipler Londra Heathrow Terminali’nde test ediliyor.

Transit385_650548a[1]

8)Karbon ticareti
Henüz yeni bir finans piyasası olan karbon borsasında salım hakkını kullanmayan şirketler haklarını başka şirketlerini satarak hem dengeyi koruyor hemde para kazanıyorlar.

9)Dalga Enerjsi
Yılana benzer dalga yakalayıcıların kulanılmasıyla denizlerdeki dalgalardan üretilen enerji miktarında büyük artış gözlendi. Portekiz ve İskoçya bu konuda pilot bölgelerde uygulamalara başladı. Dalgadan enerji üretme tekniğinin rüzgar enerjisinin 15 yıl gerisinde kaldığı düşünülüyor ve asıl gelişmelerin 2020'lerin ortlarında olması bekleniyor.

10)Çevreci uçaklar
Yeni tasarlanan ‘süzülen kanatlar’ teknolojisiyle yakıttan yüzde 25 tasarruf edilmesi planlanıyor. Boeing ise yeni tasarladığı motorlar için yüzde 35 daha az yakıt kullanımını garanti ediyor. Karbon salınımının önemli bir kısmının uçaklarda kullanılan yakıtlardan kaynaklandığı göz önüne alındığında bu gelişmelerin küresel ısınmanın önüne geçilmesi için kritik bir rolü bulunuyor.

Plane385_650549a[1]

11)Gel-git enerjisi
Mevcut teknolojiyle pahalı ve az verimli gibi görünse de denize kıyısı olan ülkeler enerji ihtiyaçlarının yüzde 5 ‘ini bu şekilde karşılayabilir.
12)Güneş çatıları
Güneşten gelen enerjiyi alıp eletrik enerjisine çeviren çatılar yueni nesil evler için tercih nedeni olmaya başlayacak.

13)Güneş pencereleri
Evde kullanılan enerji için çatıların yeterli olmadığını düşünen bilimadamları pencerelerin üstüne yerleştirilen ve güneş enerjisini elektiriğe çeviren hücreleri genel kullanıma sunmaya hazırlanıyor.

14)Dönüşümlü ısı pompaları
Isı pompları, yaızn toplanan ısının yera atlında depolanması ve kış geldiğinde ise evin depolanan ıenerjiyle ısıtılması için kullanıyor. Günmüzde kırsal alanda yaşasyanlar bu yönetemi sıkça kullanıyor.

15)İkinci jenrasyon biyoyakıtlar
Mısırdan elde edilen biyoyakıtın 100 misli su yosunlarından elde edilebilir. 2030 yılında jet yakıtlarının yüzde 12 ‘sinin yosunlardan elde edileceği düşünülüyor.

16)LED ampüller
Philips tarafından geliştirilen yeni nesil ampüller geleneksel ampüllere göre yüzde 95 enerji tasassurufu sağlıyor. Yeni nesil ampüller mekanik olmamamakla birlikte ışığın şeklini ve büyüklüğünü elektiriksel olarak ayarlaayrak maksimum verim sağlıyor.

091130%20led1[1]

17)Sıcak su ile enerji
Danimarkada’da birçok eve santraller tarafından ısıtılan sular borular aracılığıyla aktarılıyor. Santarllerde ısıtlan suyun boşa gitmesi yerine bu şekilde değerlendirilmesinin yaygınlalştırlıması palanlanıyor.

18)Video konferans
Uçak yolculukları yerine video konferansların tercih edilmesi yakıt tüketiminde ciddi azalmalara yol açabilir.

19)Teknolojik gelişim
Teknolojiyle herşey mümkün! Elektrikle çalışan arabalarla 40 ila 400 km yolculuk yapmak mümkün. Elektrikli arabaların meznili uzaması ise lityum-ion pillerinin gelişmiyle mümkün olacak.

20)Güneş yansıtıcıları
Uzaya yerleştirecek yansıtıclıar ile Dünya'ya geri dönen mikro dalga ışınlarından enerji üretilmesi planlanıyor.

Doğal yaşamdan iki an...

İklim değişikliği, hızla yok olan doğa, zamana karşı yarış... Tüm bunların içinde durup bir nefes almak gerek... İşte vahşi yaşamdan iki an...

Pang-La-nursing-home-for--005%5B1%5D.hlarge[1]

Yukardaki fotoğrafın çekildiği rehabilitasyon merkezinde 26 yaşlı fil bakılıyor...

Tayland'ın ilk fil rehabilitasyon merkezindeki Asya filleri son günlerini sevgi dolu bir ortamda yaşıyorlar..

Bir kare de İngiltere'den. Turbary Baykuş Ormanı'nda çekilen bu fotoğraf Avrasya Puhu Kuşu'na ait.

Pençelerini avını yakalamak için uzatmış. Turbary Baykuş Ormanı'nda doksanın üzerinde baykuş, şahin, kartal ve akbaba yaşıyor.

Eagle-Owl-at-Turbary-Wood-007%5B1%5D[1]

ABD'de nükleer sızıntı

ABD'nin en büyük nükleer santrallerinden biri olan Three Mile Island santralinde radyasyon sızıntısı meydana geldi.

Greenpeace'den Dr. Uygar Özesmi Gezegen'in Geleceği adlı radyo programında sızıntı ile ilgili şunları söyledi: 150 işçi, evlerine gönderildi. Ancak sızıntının kaynağını hala belirleyemiyorlar.

Three_Mile_Island_(color)-2%5B1%5D.hlarge[1]

Aynı santralde, 1979 yılında büyük bir nükleer kaza yaşanmıştı. Bir reaktörün tüm gövdesi, santral çalışmaya devam ederken erimişti. O günden beri ABD'de nükleer santral inşa edilmiyor.

Ancak 40 yıllık nükleer santraller hala kullanılmaya devam ediyor. ABD, enerji ihtiyacının %20'sini 104 reaktörden oluşan nükleer santrallerden, %50'sini ise kömürden karşılıyor.

Beş dünya daha gerek

Global Footprint Network araştırma sonucu: İnsanoğlunun kaynakları tüketme ve karbondioksit üretme hızı, doğanın üretme ve soğurabilme hızından yüzde 44 daha fazla...

Merkezi Kaliforniya'daki Oakland'da bulunan Global Footprint Network adlı özel bir çevreci grubun yaptığı ve sonuçları bugün yayımlanan araştırmada, 100 kadar ülkeden toplanan verilerin insanoğlunun kaynakları tüketme ve karbondioksit üretme hızının, doğanın üretme ve soğurabilme hızından yüzde 44 daha fazla olduğu ortaya konuldu.

Ülkeler arasında kişi başı iklime etki etme oranlarında büyük farklılıklar bulunduğu belirtilen araştırmada yapılan hesaplamalar, dünyadaki insanların ortalama bir Amerikalı gibi yaşaması durumunda, tüketilen enerji ve gıda kaynaklarının üretimi ile karbondioksit salımının emilmesi için benzer beş gezegen daha gerekeceği, dünyadaki tüketim oranlarının ortalama bir Avrupalınınki gibi olması durumunda ise bunun iki buçuk gezegen olacağını ortaya koydu.

Araştırmacılar, başta iklim değişikliği olmak üzere, ormansızlaştırma, balık avlama alanlarının azalması, tatlı suyun aşırı tüketimi gibi, günümüzde karşı karşıya bulunulan tehditlerin alarm verici bir eğilimin belirtileri olduğunu ifade etti.

BM ve çeşitli hükümetlerin istatistikleri gibi birçok kaynaktan gelen bu verilerin, 2005-2006'da insanoğlunun çevreye etkisinin bir önceki döneme göre yaklaşık yüzde 2 oranında arttığını gösterdiği, bu artışın hem nüfus artışı hem doğal kaynakların kişi başı tüketiminden kaynaklandığı belirtildi.

Araştırmada, on yılda insanoğlunun doğaya etkisinin yüzde 22 oranında arttığı, buna karşın biyolojik kapasitenin, doğanın üretebildiği kaynak miktarının sabit kaldığı ve hatta azalmış olabileceği ortaya kondu.

Bu kaygı verici rakamlara rağmen bu yörüngeyi düzeltme olanaklarının mevcut olduğunu söyleyen Global Footprint Network başkanı Mathis Wackernagel, Kopenhag'da düzenlenecek BM iklim zirvesine atıfta bulunarak, bu durumun, kaynakların gittikçe sınırlı hale geldiği bir dünyada başarılı olmak için beklemeksizin harekete geçilmesinin tüm ülkelerin çıkarına olduğunu gösterdiğini söyledi.

Kutsal "Ganj nehri" ölüyor

Hindistan Hükümeti Ganj'ı temizlemeye çalışıyor. Ama...

Hinduizm inancında kutsal kabul edilen Ganj Nehri'nin ne olursa olsun kirlenemeyeceği inancı vardır.

Yapılan araştırmalar ise durumun hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Ganj, yeryüzündeki en kirli su kütlelerinden birisi. Hindistan hükümeti 25 yıldır çeşitli arıtma projeleri yürütüyor ve gelecek 10 yıl içinde bu çalışmalara milyarlarca dolar daha para harcanacağı belirtiliyor.

Ancak artan nüfus, küresel ısınma ve iklim değişikliği, toplumda bir türlü yerleştirilemeyen çevre bilinci, Ganj Nehri'ni adım adım ölüme yaklaştırıyor

Norveç yeni enerji kaynağı buldu

Dünyada başka örneği olmayan osmotik enerji santrali projesi, tatlı suyla tuzlu suyun birleşmesi sırasında oluşan basınç farkını kullanarak enerji üretmeyi öngörüyor.

Osmotik enerji kurallarına göre iki su kütlesi arasına yarı geçirgen bir tabaka yerleştiriliyor; tatlı suyun seyreltmek üzere doğal olarak tuzlu suya yönelmesi basıncı yükseltiyor.

İki su kütlesi arasındaki akım, türbinle elektrik ve ısı üretiminde kullanılıyor.

Statkraft şirketinin başkanı Bard Mikkelsen, bu projenin, küresel ısınmanın yol açtığı güçlükler karşısında önemli bir çözüm seçeneği sunabileceğini söyledi.

Proje müdürü Stein- Eric Skilhagen, projeyi açıklarken "Deniz suyuyla tatlı suyu birbirinden ayırmak üzere kullanılan zar, tuzu tutuyor ama tuzlu suyla tatlı su, tabiat kuralları gereği birleşmeye çalışıyor. Sonuçta, tatlı su zarın öte yanındaki tuzlu suya doğru çekilirken buradaki basınç da artıyor. İşte bu basınçlı suyla, aynı Hidro elektrik santrallerde olduğu gibi bir türbini çalıştırabiliyoruz" diye konuştu.

BBC teknoloji muhabiri Mark Gregory, Kopenhag iklim zirvesine bir kaç hafta kala, atmosfere sera etkisi yaratan gazları salmadan elektrik üretme çabalarının sürdüğüne dikkat çekti.

Gregory, osmotik enerjinin teoride de olsa her açıdan bu seçeneği sunabildiğini söyledi.

Osmotik enerji, yenilenebilir bir kaynak olmasına rağmen rüzgar ya da güneş enerjisi gibi hava durumuna bağlı değil.

Projeyi yürütenler, 2015'den itibaren 25 megavat elektrik üretmeyi ya da 10 bin haneli küçük bir kasabanın elektrik ve ısı ihtiyacını karşılamak üzere kullanmayı umuyor.

Ancak ilk aşamada 4 kilovatlık, yani büyükçe bir elektrikli ısıtıcıyı çalıştıracak enerji üretilebilecek.

Bazı çevreler projeyi sınırsız bir potansiyel sunduğu gerekçesiyle överken, kimileri de maliyetin, hedeflerin önüne geçeceği görüşünde.

Ayrıca tatlı ve tuzlu suyu bölecek zarın kalınlığı, mevcut su basıncı karşısında tuzla tıkanıp tıkanmadığı da önemli noktalardan biri.

Bir çok uzman da gelgit enerjisinin dünyanın enerji sorunlarına daha makul çözümler sunabileceğinin altını çiziyor.

Sigara satışları 4 ayda yüzde 30 düştü

Sağlık Bakanlığı dumansız hava sahasının uygulaması sonucu 4 ayda sigara satışlarında yüzde 30 düşüş olduğunu açıkladı.

20 Kasım Dünya Sigarayı Bırakma Günü’nde Türkiye'nin 19 Temmuz'da yürürlüğe giren sigara yasağına yüzde 99.4 oranında uydu.

Sağlık Bakanlığı’nın verdiği rakamlara göre sigara satışları da yaklaşık yüzde 30 oranında düşerek, Haziran ayında 11 milyonun üzerinde iken, Ekim ayı sonu itibariyle 8 milyona geriledi.

Temmuz ayından bu yana en çok özel işletmeler denetlendi. Resmi rakamlara göre 181 bin özel işletme, 13 bin kamu kurumu ve 8 bin toplu taşıma aracına denetim yapıldı. 4 ay içerisinde yapılan 203 bin denetimde binden fazla ceza kesildi.

Cezaların önemli bir bölümü, sigara içilmediğini gösteren yasal uyarı yazısı taşınmadığı için verildi. Ayrıca uyarı yazısında yetkili kişi adı yazılmaması, yere izmarit atılması veya kapalı mekanda sigara içilmesi nedeniyle de kurum veya kişilere cezalar verildi.

Tütün ürünlerinin reklamını yapmak, tütün satışı ile ilgili yapılan ihlallere de verilen cezalar kapsamında yer aldı.

‘Otomobil treni’yle yakıt tasarrufu

Motorlu araçları kablosuz olarak birbirine bağlayıp kara yolunda birlikte otomatik seyretmelerine olanak veren proje denenmeye başlıyor.

Kara yolu ulaşımında ve taşımacılığında devrim yaratması beklenen motorlu araçları kablosuz sensörlerle birbirine bağlayacak "otomobil treni" projesinin yakında Avrupa'da kullanılmaya başlanması bekleniyor.

Avrupa Birliği'nin finanse ettiği araştırma projesi, Avrupa'daki otoyollarda motorlu taşıtların bir "takım" halinde daha ekonomik şekilde seyahat edebilmelerini sağlamayı amaçlıyor. Lider aracı takip eden araçların yakıt tüketimini yüzde 20 oranında azaltacak AB Komisyonu'nun Sartre (Safe Road Trains for the Environment) adlı projesiyle her gün uzun mesafeler kateden otomobil yolcularının yanı sıra ticari araçlar da hedefleniyor.

8 motorlu aracın bir arada yol alabileceği kara yolu treninde, otomobiller, otobüsler ve kamyonlar her biri karışık biçimde gidebilecekler. Araçları birbirine bağlayarak, yakıt tüketimi, seyahat için harcanan zaman ve trafik sıkışıklığını azaltmayı amaçlayan projede, lider aracı kara yolu treninin durumunu sürekli izleyen profesyonel bir sürücü kullanıyor.

Lider aracı takip eden diğer taşıtların sürücüleri ise ellerini direksiyondan çekerek, otoyolda giderken ister kitap okuyor, ister televizyon izliyorlar. Bunların araçları, lider araç tarafından otomatik biçimde kontrol ediliyor.

İki kamyon ve üç otomobille ilk denemesi yapılacak sistem, İngiltere, İspanya ve İsveç'te 3 yıl süreyle denenecek.

Uzmanlar, yakıt ve zaman tasarrufuna karşılık motorlu araçları, otonom şekilde gidebilmeleri için kendi kontrol ve yazılım izleme sistemleriyle donatmanın çok pahalıya mal olabileceği ve özellikle otomobil sürücülerinin kamyonların arasında seyahat etmek istemeyeceklerinin altını çiziyorlar.

Vahşi dünyadan unutulmaz anlar

Velio Vahşi Yaşam Fotoğraf Yarışması 2009 elemeleri yapıldı... İşte yarışmada en çok dikkat çeken kareler...

Borneo'da bir bebek orangutan, birbirlerini avlamaya çalışan yılan ve kertenkele, siyah beyaz bir aslan portresi...

Bunlar 2009'un Veloia vahşi yaşam fotoğraf yarışmasında en çok dikkat çeken karelerdi.

Guardian'ın haberine göre "hayvan portresi" kategorisinde en dikkat çekici kare Borneo'dan...

Brian Matthews'ın çektiği bebek orangutan bir iki aylık...

Matthews bebek orangutanın portresi çekmek için uğraş verirken yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

"Yüzünü gözünü buruştururken. Ağzıyla diliyle oynarken onu seyrettim.

Ona bakarken kendi bebeklerimizi hatırlamamak imkansız..."

"Doğal ortamlarında hayvanlar" kategorisinde ise Fransa'dah Michel Loup'un fotoğrafı dikkat çekiyor. Bu kategorideki fotoğrafların hayvanlar ve yaşadıkları ortam arasında bir ilişkinin görüntülenmesi gerekiyor. Loup bu fotoğrafı Fransa'daki Jura gölünde çekmiş. Bu kareyi çekmeden önce sayısız defalar çekim yapmış ve başarısız olmuş. Loup şunları söylüyor: "Teknolojiye teşekkür ediyorum. Doğru lensi bulup hazırlandım. Ardından mükemmel bir ışık ve dupduru bu su sayesinde amacıma ulaştım."

Bir kertenkeleye sarısıl küçük bir yılan... Kooren şaşkınlığını atar atmak deklanşöre basmış. Kooren anlatıyor: "Cennet ağacı yılanları küçük bir avı kolaylıkla öldürebilir.

Ancak bu yılanlar insanlar için tehlikeli değil. Bu yılanın avını yutması saatlerini aldı. Bu sayede fotoğrafını çekebildim."

"Siyah beyaz" kategorisinde ise Almanya'dan Britta Jaschinski'nin karesi dikkat çekiyor. Bu kategorideki fotoğrafların siyah beyaz tekniğini çok iyi kullanması gerekiyor. Britta, Tanzanya'daki Serengeti Doğal Parkı'nda tek başına dolaşan bu aslanın haberini almış. Onu bulabilmek için üç gün dolaşmış.Nihayet bir ağacın altında dinlenirken bulmuş. Britta anlatıyor: "Ona ne olduğunu neden tek başına dolaştığını kimse bilmiyordu. Belki de daha genç bir aslan tarafından gururu kırıldı. Yüzünde çok derin bir tecrübe vardı. Ama çok güçlü bir ifadeye de sahipti."

"Bitki" kategorisinde ise Polonya'dan Mariusz Oszustowicz'in bu karesi dikkat çekiyor. Bu fotoğraf Polonya'nın Slovinski Doğal Parkı'nda çekilmiş. O sırada büyük bir kum fırtınası yaşandığı için Mariusz ayağa kalkmakta bile güçlük çekmiş. Parkdaki otlar kumlarla kaplanınca işte bu kare ortaya çıkmış....

Satılık Parçacık Hızlandırıcı; Hiç Kullanılmamış, 20 Milyon $

Süperiletken Süper Çarpıştırıcı Projesi 1993’te iptal edildiğinden beri Amerikan bilim tarihinde yerini aldı.

Maddenin yeni formları ve enerjilerin bulunması umuduyla yapılan çarpıştırıcı, (yakalanması zor Higgs paçacıkları gibi), 87 km çaptaki ve yerin 76 metre altına gömülü tünellerde, karşılıklı ateşlenen proton demetlerinin birbirlerine çapıştırılmasını amaçlıyordu.

Avrupa Nükleer Araştırma Organizasyonu (CERN)’daki uzmanlar geçen kış kendi küçük parçacık hızlandırıcıları (27 km çap) ile hayalkırıklıgına ugramıs olabilirler (Elektrik arızası sebebiyle sistem kapatıldı) ancak en azından bir parçacık hızlandırıcısına sahipler.

Amerika, hükümetin Texas’ta kurduğu parçacık hızlandırıcı projesinden, kongrenin bir anda finans desteğini çekmesinin ardından vazgeçti. Tabi bu zamana kadar projeye 2 milyar$ harcanmış ve altyapı sistemleri, binaları, depoları ve 24 km uzunluğunda tünel yapılmıştı.

Bugun ise bütün proje terk edilmiş, yagmalanmıs ve açılan tüneller su ile dolmuş olarak durmakta. Ellis Country üzerinde yapılan tesis 10 sene bekleme süresini doldurdugu için satılıga cıkarılmıs durumda. Kullanım için birçok alternatifi olan tesis, bir film studyosu, kayıt stüdyosu veya bir anti-terörist eğitim tesisi olarak kullanılabilir.

Tabiki her yere parçacık hızlandırıcı inşa edemessiniz ve enerji departmanı komplksin yapılacagı yeri büyük dikkatle seçmişti. En yakın otobana 8 km, ve en yakın demiryoluna 6 km uzaklıkta yapılmıştı. Kompleks uçus rotaları dışında, tsunami, hortum, deprem ve sel bölgelerinden uzakta yapılmıştı.

http://www.wired.com/wiredscience/2009/09/super-collider-gallery/

Kraterden 40 yeni canlı türü çıktı

Okyanusya'daki Papua Yeni Gine'nin dağlık arazisinde ağaç-larda yaşayan kanguru ve kedi büyüklüğünde farelerin yaşadığı, insan eli değmemiş bir bölge keşfedildi.

Britanya yayın kuruluşu BBC'ye bağlı bir keşif ekibi, devasa sönmüş yanardağı Bosavi'nin el değmemiş kraterinde yaptığı çekimler sırasında, tuhaf örümcekleri, dev kırkayakları ve ağaçlarda yaşayan kanguruları görüntüledi.

Londra Hayvanat Bahçesi ve Oxford Üniversitesinden uzman biyologların da yer aldığı ekip, en son 200 bin yıl önce faaliyete geçtiği tahmin edilen ve bir kilometre derinliğinde kratere sahip el değmemiş Bosavi Dağı'nda, 82 santimetre uzunluğundaki kedi büyüklüğünde farelerin de filmini çekti.

Aralarında 16 kurbağa, bir kertenkele, en az 3 balık, 20 böcek ve örümcek ile bir yarasanın bulunduğu 40'tan fazla yeni hayvan türü keşfeden ekibin çektiği belgesel filmin ilki yarın BBC'de gösterilecek.

http://news.bbc.co.uk/earth/hi/earth_news/newsid_8234000/8234539.stm

Yapay ağaçlar hava temizliyor

Küresel ısınmayı yavaşlatmanın yollarını arayan bilim adamları, yeni bir buluş ortaya attı: Yapay ağaçlar.

Ancak birçok yerde görebileceğiniz dekoratif amaçlarla üretilmiş sıradan yapay ağaçlar değil bunlar. Havadaki karbonu emmek üzere özel olarak tasarlanmış ağaç görünümlü makineler demek belki daha doğru. Üstelik bir tanesi, 20 otomobilin atmosfere saldığı karbonu emebilecek kapasitede.

20 metre boyundaki yapay ağaçlar, dev sinekliklere benziyor ve havadaki karbondioksidi emiyor. İngiltere'deki Makine Mühendisleri Enstitüsü'ne göre de, karbon emisyonlarının azaltılması konusunda en etkili teknolojik çözümü oluşturuyor.

Henüz prototip aşamasında olan ağaçların, otoyolların kenarına, ya da denizlerdeki rüzgar türbinlerinin yanına kurulabileceği belirtiliyor. İçlerindeki mekanizma, havadan emdikleri karbonu sıvıya dönüştürüyor ve toprağın altına basıyor. Kullanılmayan petrol kuyularının, bu depolama işi için biçilmiş kaftan olduğu düşünülüyor.

Ağaçların bir tanesinin maliyeti ise 20 bin dolar civarında. Peki bu paraya gerçek ağaçlar dikilse, karbon salımlarını azaltmada daha etkili olmaz mı? Bilim adamlarının buna yanıtı, yapay ağaçların karbon gazlarını emmede birkaç bin kat daha etkili olduğu şeklinde.

Bilim adamları ayrıca, bunun sadece dünyaya zaman kazandırmaya yönelik bir yöntem olduğunu, asıl sorunun, daha az karbon üreten bir ekonomiye hızla geçişte olduğunu vurguluyor.

http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8223528.stm