Işınlama yolunda bir adım daha atıldı
Maryland Üniversitesi Birleşik Kuantum Esntitüsü öğretim üyesi Christopher Monroe, birbirinden yaklaşık 1 metre uzaklıkta bulunan iki atomu başarıyla bu şekilde titreştirdi.
‘’Kuantum dolaşımı’’ ifadesi bilim kurgu romanı adı gibi gelebilir ancak bilimadamları, bu fenomenin ileride ‘’ışınlama’’nın mümkün olmasının yolu olabileceğini belirtiyor.
Tabii ki bilimadamlarının bahsettiği ışınlanma, henüz Uzay Yolu’ndan aklımızda kalan insanların ve şeylerin bir yerde kaybolup bir başka yerde çıkması şeklinde değil. Şimdilik iki atomu birleştirip birini diğerinde kaybetme şeklinde bir ışınlama üzerinde çalışılıyor.
‘’Kuantum teorisine göre herşey ama herşey titreşiyor.’’ diyor teorik fizikçi Michio Kaku ve ekliyor, ‘’İki elektron birbirinin yakınına geldiğinde uyum içinde titreşmeye başlarlar. Onları ayırmaya kalktığınız an havaifişeğin oluştuğu andır’’.
İşte bu an, zaman zaman ‘’ışınlama(teleportation)’’ olarak da adlandırılan quantum dolaşımının başladığı yerdir. Kaku’nun anlatığına göre, ‘’görünmez bir göbek bağı oluşup bu iki elektronu iletişimde tutuyor. Bu elektronun arasını isterseniz galaksiler kadar açın, birini titreştirdiğinizde uzayın derinliklerindeki diğeri de sallanacaktır.’’
Fizikçiler bu titreşim iletiminin hızının, ışığın hızından bile fazla olduğuna dikkat çekiyor. Kuantum dolaşımı yeni bir fikir değil aslında. Einstein daha önce bundan bahsetmişti. Ama bunun bilimadamlarınca gözlemlenmesi ilk defa son 30 yıl içinde mümkün oldu. Kuantum dolaşımının birgün özel bilgisayarların yapılmasına yol açabileceği hatta bazı bilimadamlarına göre telepati gibi metafizik şeyleri açıklayabileceğine inanılıyor. Henüz kuantum dolaşımını kullanarak Scotty’i ışınlayamıyorlar ama ışınlama teknolojisine giden yolun burdan geçtiğine inanıyorlar.
Maryland Üniversitesi Birleşik Kuantum Esntitüsü gibi yerler bu konuda yoğun bir çalışma yürütüyor. Enstitünün bodrum katında bulunan özel laboratuvarda bilimadamı Christopher Monroe, bir birininden yaklaşık 1 metre mesafede bulunan iki atomu başarıyla bu şekilde titreştirdi. NPR Radyosuna</LINKZ> yaptığı açıklamada, ‘’Bu ışık çizgileri içinde olmak çok eğlenceli’’ diyor Monroe. ‘’Bu bilimsel disiplin bizi nereye götürecek bilmiyoruz ama beni hergün biryerlere sevkediyor’’.
Ancak Monroe’nun çalışmalarının, insan ışınlaması safhasına gelmesi için hala epey süreye ihtiyaç var. ‘’Bu harekette problem şu ki’’ diyor Kaku, ‘’Vücudunuzun odanın diğer köşesine ışınlanması için bulunduğu yerde tahrip edilmesi gerekiyor. Yani eğer siz tahrip edilip sonra ışınlandıysanız öbür köşede ortaya çıkan yeni kişi kim? O da aynı hafızaya, aynı şakalara sahip, herşeyleri aynı. Ancak orijinal olan tahrip edildi ve ışınlandı.’’
Bu sorunun cevabını çok merak ediyorsanız, http://www.jqi.umd.edu/ web sitesini takip edebilir ve bir gönüllüye ihtiyaç var ilanı çıkacak günü bekleyebilirsiniz!
Monday, August 02, 2010 | Labels: Bilim | 0 Comments
ABD'nin yeni casus uçağı
Phantom Ray sadece keşif değil elektronik taarruz da yapabilecek. Aralık'ta ilk görevine çıkıyor!
Boeing firması yeni insansız casus uçağını dün basına gösterdi. Phantom Ray adı verilen uçağın sadece keşif değil, düşmana ait elektronik silah sistemlerini bozucu işleve sahip olacağı da söyleniyor.
Uzunluğu 11, kanat genişliği 15 metre olan insansız uçak, 12 bin metre irtifaya çıkabiliyor. Bu irtifa kendisini izleyen en yakın rakibinden 3 bin metre daha yüksek. Uçağın azami hızı da 988 km/s, yani ses hızına çok yakın.
Sadece iki yıl içinde geliştirilen uçağın bu yaz test uçuşlarına başlaması planlanıyor. Aralık ayındaysa ilk görev uçuşlarını gerçekleştirecek.
Esasen ABD ordusu Pentagon'un siparişiyle geliştirilmiş bir modele dayanan Phantom Ray, radarlarca çok zor tespit edilebiliyor. Uçağın motoru kızılötesi yayılımı çok azaltan bir bölme içinde yer alıyor.
Uçağın izleme, keşif ve istihbarat toplama dışında düşmanın hava savunma sistemlerini etkisiz kılma, elektronik taarruz, füzeyle saldırı ve havada yakıt ikmali gibi becerileri de bulunuyor.
Saturday, June 05, 2010 | Labels: Bilim, Teknoloji | 0 Comments
Hafif rakipleri karşısında, ağır tankların şansı kalmadı
Ağır bir tank, 20’nci yüzyılın en güçlü kara savaşı sembolü, şimdi yerini plastik zırhlı ve görünmezlik teknolojisiyle donatılmış hafif versiyonuna bırakıyor.
Yeni jenerasyon bu tanklar Birleşik Krallığın en iyi tankı Challenger2’nin yarısı kadar ağırlıkta, ve 2 katı hızda. Plastik gövde radara karşı kalkan görevini görüyor ve uranyum başlıklara karşı dirençli. Zırh delici havanları ve elektro-termal kimyasal silahları ile mükemmel ateş gücüne sahip. İngiliz savunma ajansı tarafından geliştirilen tankın, önümüzdeki 25 yıl içerisinde uygulamaya çıkması öngörülmüyor. Gelecekteki Ani Etki Sistemi adı verilen 20 tonluk tanklar dev kargo uçakları ile taşınabilecekler, günümüzde 70 tonluk challenger’lar sadece deniz yoluyla taşınabiliyorlar.
Kosova savaşı sırasında, Yunanistan’ın Selanik kentindeki liman üzerinden Makedonya’ya taşınan tanklar, yol üzerinde karşılaşılan, protesto eden ve engellemeye çalışan Sırplar’a maruz kaldı. Kosova, Sierra Leone ve Doğu Timur gibi bölgelerdeki sorunlara ulaşma konusunda çekilen zorkluklar ortadadır.
Ayrıca proje araştırmacıları, maliyetlerin en az %25 oranında azalacağını belirtmekteler. Amerika’lılar bu konuda kendi projelerini yürütmekteler, Rus’lar bu konu hakkında araştırma yapabilecek paraya sahip değiller, Çin’lilerinde orta vadede böyle bir projeye girişebilecek teknolojik birikimleri yok.
Vickers tarafından üretilen Challenger 2, daha 1995 yılında devreye alındı ve Ordu 380 tanesinin siparişini önümüzdeki sene için bekliyor. Ancak projenin başı belada, program 2 sene geriden geliyor ve her bir ünite 55 milyon paund daha fazla maliyete sebep oluyor. Üretici firma ilk etapta zaten çok fazla hatanın oluştuğu projede, hatalar düzeltilene kadar yeni sipariş almıyor.
Mükemmel dayanım ve ateş gücüne karşılık, dikey yapısı sadece belli arazi şartlarına izin verebiliyor. General Sir Mike Jackson, Kosova’da dik dağ yamaçlarında ve vadilerden geçerken pusulara çok sık yakalandıklarını söylüyor. Kosovada Challengerları ile hareket eden The Royal Scots Dragoon Guards, tankları yerine atlarına binerek, pusuda kaybettikleri tanklarını bulduklarını ve onları oradan birdaha hareket ettirmenin imkansız olduğunu anlatıyor. Bu şartlarda Challenger 2 ve diğer NATO ana savaş tankları genellikle 70 ton ağırlık aralığında ve gelecekte hafif ve hızlı yeni tankların en iyi çözüm olacağı görülüyor.
http://www.generaldynamics.uk.com/solutions-and-capabilities/fres-and-armoured-fighting-vehicles
Thursday, May 20, 2010 | Labels: Bilim, Ekonomi, Teknoloji, Yeni Malzemeler | 0 Comments
Yeni Bir Çığır Açmaya Aday; “Yapay Yaşam”
Amerikalı bilim adamları ilk sentetik yaşayan hücreyi geliştirdiler.
Araştırmacılar bakterinin genetik yazılımını oluşturarak ev sahibi hücre içine naklettiler. Sonuç olarak sentetik DNA’nın hücre içi yaşamı yönetmeye başladığı görüldü
Sentetik olan, doğal olanıyla tıpatıp aynı görünüyor.
Science dergisinde yayınlanan makale ile bu gelişme bilimsel bir mihenk taşı olarak yerini aldı, ancak bazı kritiklerde sentetik organizmaların büyük riskler taşıdığı yorumlarıda yapılmakta. Araştırmacılar sentetik bakterileri, ilaç ve yakıt üretimi ve atık gazların absorblanması işlerini görebilecek şekilde dizayn etmeyi umuyorlar.
Dr. Craig Venter’ın liderliğini yaptığı proje ekibi Maryland’daki J. Craig Venter Instute (JCVI)’te çalışmalarını yürütüyorlar. Daha önce sentetik bakteriyel genom oluşturan ekip bunu bir bakteriden başkasına aktarmışlardı. Şimdi araştırmacılar bu iki metodu birleştirerek Sentetik Hücre dedikleri organizmayı oluşturuyoarlar, tabiki sadece genomu sentetik.
Dr. Venter bunu bir hücre için yeni bir yazılım yazmaya benzetiyor. “Sonunda yeni yazılımı hücrenin içierisine giriyor ve hücre onu okuyor. Daha sonra organizma bu koda göre düzenleniyor”. Yeni oluşturulan sentetik bakteri milyarca sayıda kopyalandı, bütün kontrol yeni yapılan sentetik DNA üzerinden sağlandı. Dr. Venter, bunun yapay bir DNA tarafından tümüyle kontrol edilebilen ilk hücre olduğunu söylüyor.
Yeni bir Endüstriyel Devrim
Dr. Venter ve ekibi tamamen yeni bir dizayn ve kullanışlı mükemmel hücrelerin yapılabileceğini umuyor. “Onların yeni bir endüstriyel devrim yapmaya hazırlandıklarını düşünüyorum” diyor. “Eğer hücrelere gerçekten istedğimiz şeyi yaptırabilirsek, petrol kullanmaktan kurtulabiliriz, çevreye verilen zararı önlemiş oluruz.”
Ekip daha şimdiden ilaç ve yakıt şirketleri ile bunların üretimi için kullanılabilecek kromozomların geliştirilmesi ve tasarımı için çalışmalara başlamış. Bazı kesimlere göre ise yapay hücrelerin faydaları fazla abartılmakta. Bunların kontrolden çıkarak faydadan çok zarar vermesinin mümken olduğunu söylüyorlar.” Genewatch UK’dan, Dr. Helen Wallace, “ Eğer bir yeri temizlemek için bunlardan bırakırsanız, orada yeni bir kirlilik yaratmıs olursunuz” diyor. “Bunların çevresel etkilerinin ne olacağını tahmin edemeyiz”.
Dr. Wallece, “O bir tanrı değil” diyor, “Fazlasıyla oada bir insan; teknolojisine finansman desteği bulmaya çalışıyor ve kullanımı kısıtlayan yönetmeliklerden kaçınıyor.” Dr. Venter’sa yönetmeliklerin bu işin bilimsel yanıyla değil etnik etkileri hakkında olduğunu söylüyor. “2003’te ilk sentetik virüsü geliştirdiğimizde, yavaş yavaş etkilerin Beyaz Saray’a kadar ulaşıp, tartışıldığını gördük”
Oxford Universitesinden, Julian Savulescu", “ Riskler paralel değil, bu radikal araştırma ile birlikte askeri ve terörist amaçlardan korunmak için güvenlik araştırmalarıda yapmak zorundayız”. “Bu teknoloji gelecekte insanın yapabileceği en güçlü ve tehlikeli biyosilahların geliştirilebilmesine neden olabilir. Buarada amaç elmayı, kurdu yemeden yemeye çalışmaktır.”
Sıvı Aynalı Teleskoplar Ay Yolunda
Kanadalı araştırmacılar, gelecekte Ay’ın üzerine yerleştirilmesi planlanan teleskopta da kullanabilecekleri bir akışkan ayna ürettiler.
İlk Sıvı Aynalı Teleskop NASA JSC’de üretilip, Cloudcroft, New Mexico’ya taşındı. Teleskop, 3 m çapa sahip bir tabla içerisinde 4 galon sıvı cıvanın 10 rpm ile dönmesi ile çalışmakta. Merkezde oluşan güç ile eğilen cıva yüzeyi, dünyanın yerçekimi ve merkez kaç kuvveti etkisi ile mükemmel bir parabolik yüzey elde edilir ve f/1.5 oranında reflekte değerine sahip, optik kalitesi parlatılmış cam yüzeyi ile eşdeğer bir ayna elde edilmiş olunur. Gerekli olan stabiliteyi sağlamak içinde bütün ayna tertibatı havalı destek üzerine monte edilmiştir.
Akışkan aynalarla çalışan teleskoplar, normal aynalarla çalışan teleskoplardan yüz kat daha güçlü oluyorlar ve büyük olasılıkla da, uzayda bir araya getirilmeleri daha kolay olan parçalardan oluşuyorlar. Bu nedenle de, normal teleskoplardan çok daha büyük çaplara sahip olacak şekilde geliştirilmeleri olası. Örneğin, Hubble’dan çok daha güçlü olan ve 2013 yılında uzaya gönderilmesi planlanan James Webb teleskopunun çapı yaklaşık 6 metre kadarken, akışkan aynaların kullanılmasıyla yapılacak ay teleskoplarının çaplarının 20 ile 100 metre arasında değişen çaplarının bulunabileceği öneriliyor. NASA tarafından da desteklenen projeyle üretilen akışkan ayna, gümüş filmle kaplı bir iyonik akışkan havuzundan meydana geliyor.
Bu iyonik akışkanın en önemli özelliklerinden birisi de, Ay yüzeyindeki sert koşullara uyum gösterecek kadar düşük bir donma noktasına sahip oluşu. Bilim insanları, Ay yüzeyine teleskop yerleştirilmesiyle, Dünya’dan çekilen fotoğraflarda kalite düşüklüğüne neden olan atmosfer etkisinden de kurtulmuş olacaklar. Şimdilik tek sorun, bu teknolojinin son derece pahalı oluşu. Projeye hemen başlanması durumundaysa yapımın 20 yıl kadar sürmesi bekleniyor.
Wednesday, May 19, 2010 | Labels: Bilim, Uzay, Yeni Malzemeler | 0 Comments
Boşluktan Gelen Güç : Casimir Etkisi
Mikro-makinelerden birleşik doğa teorilerine kadar her şeyi etkileyebilen, bir vakumda (boşlukta) iki yüzey arasındaki çekme kuvveti olabilirmi? Boşluktan gelen çekim kuvveti ile enerji üretimi yapılabilir.
Bundan yaklasık 50 yıl önce fizikçi Hendrik Casimir, mikro-makinelerden birlesik doga teorilerine kadar her seyi etkileyebilen, bir vakumda (boslukta) iki yüzey arasındaki çekme kuvveti olabilecegini önerdi. Boslukta iki aynayı bir biriyle yüz yüze ve küçük aralıklı duruma getirirseniz ne olur? Ýlk reaksiyonunuz hiçbir sey olabilir. Fakat gerçekte, her iki ayna, basit vakum sonucu birbirini karsılıklı olarak çekerler. Ýste bu etkiyi Hollandalı teorik fizikçi Hendrik Casimir 1948 yılında, Eindhovenda Philips Arastırma Laboratuvarında, tüm nesnelerde colloidal çözeltiler üzerine arastırma yaparken bu fenomeni önerdi. Bu colloidal çözeltiler; mikron boyutlu parçacıklar içeren bir sıvı karısımında, boya ve mayenozda oldugu gibi, viskoz materyallerdir. Böyle çözeltilerin özellikleri nötral atomlar ve moleküller arasında mevcut olan, uzun erimli ve çekici Wan der Waals kuvvetleri tarafından belirlenir. Iki ayna arasındaki kuvvet Casimir kuvveti olarak, bu fenomen ise Casimir etkisi olarak bilinir.
Casimir etkisi yıllarca teorik merak konusu oldu. Bu fenomene ilgi son yıllarda daha da arttı. Deneyci fizikçiler, mikro-makinelerin çalısmalarını etkileyen Casimir kuvvetini, çok duyarlı ölçüm aletleri gelistirerek, gözlediler. Bu konuda temel fizik tarafından yeni atılımlar da yapıldı. Bir çok teoriysen, 10 veya 11 boyutlu temel kuvvetlerin bilesik alanlar teorisinde büyük fazladan boyutların varlıgını öngörmektedir. Onlar, bu boyutların, milimetrenin altındaki uzaklıklarda, klasik Newton kütle çekimini degistirebilecegini söylüyorlar. Casimir etkisinin ölçümü, çok daha sonra, böyle radikal düsünceleri test etmek için fizikçilere yardımcı
olabilir.
Casimir kuvveti her ne kadar tam bir karsı-sezgi gösterirse de, gerçekte iyi anlasılır. Klasik mekanigin ilk zamanlarında vakum düsüncesi oldukça basitti. Vakum, bir kabın tüm parçacıklarının (içindeki gazın) bosaltılıp sıcaklıgının mutlak sıfıra indirildigi durumdur. Kuantum mekaniginin gelmesiyle vakum anlayısı tamamıyla degisti. Belirli elektromanyetik alanlarda tüm alanlar (parçacıklar) titresim yaparlar. Bir baska deyisle, bir sabit etrafında aktüel degeri degisen, verilen her hangi bir moment, bir ortalama degere sahiptir. Mutlak sıfırda bile, kusursuz bir vakumda bile, bir fotonun yarı enerjisine karsılık gelen ortalama
enerjide, vakum salınımları (titresimleri) olarak bilinen salınımlar mevcuttur.
Bununla birlikte, vakum salınımları bir fizikçinin zihninde soyut degildir. Onlar, makroskopik ölçekli deneylerde dogrudan canlandırılabilen, gözlenebilir sonuçlara sahiptirler. Örnegin, uyarılmıs seviyedeki bir atom uzun süre uyarılmıs kalamaz, kendiliginden foton salarak taban durumuna geri döner. Bu fenomen
vakum salınımlarının bir sonucudur. Bir kursun kalemi parmagınızın ucunda dik durdurmaya çalısın. Eger eliniz tamamen kararlı ise kalem orada duracak (kalacak), degilse denge bozulacaktır. Fakat çok-çok zayıf bozulma (sapma), kalemi daha kararlı bir denge konumuna getirecektir. Benzer olarak, vakum salınımları uyarılmıs bir atomun taban durumuna inmesine sebep olur.
Casimir kuvveti vakum (bosluk) salınımlarının en çok tanınmıs mekanik etkisidir. Iki ayna arasında bir bosluk oldugunu düsünün (sekildeki gibi). Tüm elektromanyetik alanlar çok farklı frekansları içeren bir karakteristik spektruma sahiptir. Serbest bir vakumda tüm frekanslar esit öneme sahiptir. Fakat bosluk (oyuk) içerisinde, aynalar arasında ileri-geri yansıyan alanda, durum farklıdır. Alan, bosluk içerisine, yarım dalga boyunun tam katları, tam olarak uyabiliyorsa çogaltılır. Bu dalga boyu oyuk (bosluk) rezonansına
karsılık gelir. Diger dalga boylarında, aksine, alan zorlanır. Vakum salınımları ya zorlanır ya da frekansın bosluk rezonansına karsılık gelip gelmedigine baglı olarak yükselir.
Casimir etkisinin tartısmasında önemli bir fiziksel nicelik de alan radyasyon basıncıdır. Her alan-vakum alanı bile-enerji tasır. Tüm elektromanyetik alanlar uzayda yayılırken, akan bir nehrin etrafındaki ve önündeki seylere basınç uyguladıgı gibi, yüzeylere basınç uygular. Bu radyasyon basıncı ve elektromanyetik dalganın frekansı enerjinin artması ile artar. Oyuk içindeki radyasyon basıncı, bir oyuk rezonans frekansında, dıs kısımdakinden daha güçlüdür ve bundan dolayı aynalar bir birinden uzaga itilirler. Rezonans dısında, tersine, oyuk içerisindeki radyasyon basıncı dısarıdakinden daha küçüktür ve bundan dolayı aynalar birbirine dogru çekilirler. Dengede, çekme bilesenleri itme bilesenlerinden azıcık daha güçlü etkiye sahiptir. Kusursuz iki paralel düzlem ayna için, Casimir kuvveti çekicidir ve bu yüzden aynalar bir birlerini çekerler. Kuvvet, F; kesit alanı A ile dogu, aynalar arasındaki uzaklıgın dördüncü kuvveti (üssü) d4 ile ters orantılıdır. Bu geometrik niceliklerden ayrı olarak kuvvet, ısık hızı ve Planck sabiti gibi temel degerlere de baglıdır.
Casimir kuvveti birkaç metre uzaklıktaki aynalar için son derece küçük olarak gözlenirken, uzaklık mikronluk düzeyde iken ölçülebilir basmaktadır. Örnegin, alanı 1 cm2 ve aradaki uzaklık 1 mm olan iki ayna yaklasık 10-7 Nluk bir Casimir kuvvetine sahiptir, ki bu kuvvet çapı yarım milimetre olan bir su damlasının agırlıgı kadardır. Bu kuvvet her ne kadar küçük gözükse de, bir mikrometrenin altındaki uzaklıklarda, iki nötr obje arasında en güçlü olur. Gerçekten de, 10 nm (nanometre) aralıklı, tipik bir atom boyutunun yaklasık 100 katı, Casimir etkisi 1 atmosfer basınsının esdegeri basınç üretir. Her ne kadar günlük yasamımızda böyle küçük uzaklıklar ile ilgilenmesek de, onlar nano yapılı ölçekler ve mikro-elektromekanik sistemlerde önemlidir.
Bunlar, mikro boyutlu mekanik elemanlar ve hareketli parçalarda, bir silikon örnegini küçük parçalara bölen akıllılıktadır. Elektronik bilesenler bilginin ilerlemesi için cihaz üzerine baglanır, ki o, mekanik parçaların hareketini algılar ve sürdürmesini saglar. Mikro-elektromekanik sistemlerin bilim ve teknolojide mümkün bir çok uygulama alanı vardır. Örnegin, bugün bunlar otomobillerde air-bag basınç sensörleri olarak kullanılmaktadır.
Fotondan baska parçacıklar da küçük bir etki ortaya çıkarır, fakat sadece foton kuvveti ölçülebilirdir. Fermiyonlar itici bir etki olustururken, fotonlar gibi tüm bosonlar, çekici Casimir kuvvetini olustururlar. Eger elektromanyetizmada süpersimetri olsaydı, o zaman fermiyonik fotonlar da var olacaktı. Bu durumda fotonların itme çekme etkisi bir birini yok edecek ve Casimir etkisi olmayacaktı. Gerçekte Casimir etkisinin varlıgı gösterir ki; dogada süpersimetrinin olması bir simetri kırılmasını gerektirir.
Teoriye göre; vakumda toplam sıfır nokta enerjisi, tüm olası foton modları üzerinden toplam alındıgında sonsuz olur. Casimir etkisi; sonsuzlukların götürülmesinde, bir enerji farkından meydana gelir. Vakum enerjisi, gravitasyonel (kütle çekim) etkilesmeden dolayı, kuantum kütle çekim teorisinde bir bilmecedir. Kütle çekim teorisi uzay-zamanın egriligine sebep olan büyük bir kozmolojik sabit ortaya çıkarır. Bu uyusmazlıga çözüm, kuantum kütle çekim teorisinden beklenmektedir.
Bu küçücük top, evrenin sonsuza kadar genişleyeceği yolunda kanıt sağlamaktadır. Boşlukta meydana gelen enerji dalgalanmalarına karşılık olarak, bu top milimetrenin onda birinden biraz fazla bir miktarda düz plakaya doğru ilerlemekte. Casimir Etkisi olarak bilinen bu çekim gücü, adını 50 yıl önce mayonez benzeri sıvıların neden o kadar yavaş aktığını anlamaya çalışan kaşifinin adından almaktadır. Günümüzde, evrendeki enerji yoğunluğunun büyük bir kısmının kara enerji adı verilen ve bilinmeyen bir yapıda olduğu yolunda kanıtlar birikmektedir. Kara enerjinin yapısı ve başlangıç noktası neredeyse tamamen bilinmez durumdadır; ancak Casimir Etkisi'ne benzer olarak boşluk dalgalanmalarıyla bağlantılı olduğu, fakat her nasılsa uzayın kendisi tarafından yaratıldığı varsayılmaktadır. Bu sonsuz ve gizemli kara enerji, tüm maddeleri kütleçekimsel olarak itiyor gibi görünmekte ve bu nedenle de büyük bir ihtimalle evrenin sonsuza kadar genişlemesine sebep olacaktır. Boşluk dalgalanmalarını kavramak sadece evrenimizi daha iyi anlamak için değil, aynı zamanda mikro-mekanik makine parçalarının birbirine yapışmasını önlemek amacıyla da araştırmaların ön sıralarında bulunuyor.
*http://www.oup.com/us/catalog/general/subject/?view=usa&view=usa&ci=9780199238743&cp=24297
http://en.wikipedia.org/wiki/Quantum_field_theory
Thursday, May 13, 2010 | Labels: Bilim, Teknoloji | 0 Comments
DARPA’nın 50 yılı
Amerika Birleşik Devletlerini teknolojik süprizler karşısında hazırlıksız bırakmamak için kurulan DARPA, 50 yıldır çok önemli başarılara ve hatalara imza attı.
Başarılı Projeleri
İnternet: Günümüzde kimin birçok bilgisayarı birbirine bağlayarak ağ yapısını icat ettiği hakkında tartışmalar mevcuttur. Ancak bunun 1960’larda DARPA tarafından kurulan ARPANET ağı olmadan gerçekleşemeyeceğini biliyoruz. Bu ağın asıl amacı kendi kendini tamamlayan ve ağ içerisinde bir cihazın bozulduğunda veya devre dışı kaldığında bile diğer ağa bağlı bilgisayarlar tarafından onun işinin görülmesi ve işin aksamamasıdır. Bu bilgi aktarımı ilk defa ayrı büyük ağlar tarafından iletildiği bir yapıydı ve sabit akışlı değildi. Sayesinde günümüzde hala kullanılan TCP/IP özelliğinin bulunmasını sağlandı.
GPS: Küresel konumlama sistemi(GPS) kesinlikle şu an hayatımızda olmasaydı kaybolmuştuk. Ancak bundan önce şimdiki NAVSTAR GPS uyduları fırlatıldı, ve Transit adı verilen 5 DARPA uydusunun oluşturduğu sistemi oluşturdular. 1960’ta ilk kez çalıştırıldıklarında, ABD donanmasına saatlik olarak yer bildirimini 200 metre hata ile yapmaktaydılar.
Simultane Tercüme: Şu an ticari olarak satılmamasına rağmen, elde taşınabilen dil çevirisi yapan aletler DARPA tarafından geliştirilerek şu an Irak’ta kullanılması sağlandı. Doğruluk oranı bazı zamanlarda %50’ye kadar düşmesine rağmen, cihazlar yerdeki güçler tarafından çok güzel diyalogların yapılabilmesini sağladı.
Hayalet Uçaklar: DARPA’nın büyük ihtimalle süpriz teknolojilerle ortaya çıkma amacına en uygun örneğidir – bu fikirle ABD Hava Kuvvetleri bile etkilenmişlerdir. İlk prototip, Have Blue, 1970’lerin sonlarında test edildi ve F-117 Nighthawk Hayalet Uçak olarak seri üretime geçildi.
Gallium Arsenide: DARPA’nın az bilinen buluşlarından biridir, yarıiletken galyum arsenidin geliştirilmesi 1980’lerin ortalarında, 600 milyon $’lık bilgisayar araştırması sonucu gerçekleşti. Silikona göre daha pahalı olmasına rağmen, malzeme, kablosuz iletişim çipleri ile cep telefonlarından uydulara kadar yaygın olarak kullanılıyor, yüksek elektron hareketi sayesinde, yüksek frekanslarda çalışabilmesini sağlıyor.
Başarısız Projeler
Hafniyum Bombaları: Soğuk Füzyon fiyaskosu hikayesi hatırlanırsa, DARPA 1990’larda 7 milyon $’ı nükleer bir serpinti olmaksızın, büyük gama ışını patlamalarını serbest bırakacak bir bomba geliştirmek için harcadı.
Teoride aşırı-pahalı hafniyum metalinin küçük bir miktardaki radyoaktif izomerinin, X-Işınları ile vurulması sonucu bir enerji seli oluşturulması bekleniyordu. Şimdiye kadar bunun gerçekleştirebildiğine dair hiçbir kanıt yoktur.
Mekanik Fil: Vietnam savaşı sırasında, orman içerisinde herhangi bir aracaın ilerleyebileceği düzgün bir yol olmadığı için DARPA, mekanik bir film yapmak istedi. Yüksek Teknoloji Hannibal’ın aklına gelebilicek bu fikir hiç bir zaman gerçeleştirilemedi. Proje direktörü bu planı duyduğunda, “lanet aptal bir fikir” diyerek tepki verdi ve kimsenin duymadığını umarak projeyi iptal etti.
Telepati ile Anlaşan Ajanlar: Dairenin en rezil hatalarından biri 1970’lerdeki pisişik ajan programıydı, Sovyet’lerin o dönemde bu konu hakkında çalışma yaptıkları hakkında raporlar sonucu denenmeye başlanmıştı. DARPA o dönemde milyonları telepati ve piskokinetikleri görebilmek – düşünce gücü ile objeleri yerinden oynatmak – uzaktan emir verilen casuslar yaratmak – için harcamıştı. Yapamadılar.
FutureMap: Bu program örneğin terörizm ile gelecek piyasaların nasıl gelişeceğini ve durumunun ne olacağını önceden belirlemek için uygulanmıştı. Piyasaların şimdi olan olaylar ile gelecekte nasıl etkileneceklerini ve gelecekteki durumlarının nasıl olacağını tahmin etmeye çalışıyorlardı. FutureMap 2003’te, ABD politikacıları tarafından terörist vahşetleri hakkında iddaya tutuşmanın “saçma ve gülünç” olarak addedilmesi ile rafa kaldırılmıştır.
Orion: DARPA oluşturulduktan çok kısa bir süre sonra, Proje Orion, periyodik olarak arkasından nükleer bomba bırakarak ilerleyen bir gezegenlerarası uzay aracı yapmayı planlamıştı. Tüm gövde dev bir şok emici gibi tasarlanmış ve arkada koruyucu malzeme kaplı kalın bir kalkan insan yolcuları korumak için tasarlanmıştı. Nükleer serpinti endişeleri ve Kısmi Test Yasaklama Anlaşması'nın imzalanması ile 1960'ların başında proje sona erdi.
Devam Eden Projeler;
Robot Arabalar: DARPA’nın Grand Challenge yarışları sürücüsüz araçların uzun mesafeleri zor yol koşullarında aşması ve yogun trafikte yol alması gibi zor bir hedefe ulaşma çalışmalarına hız kattı.
Yarışmacılara, şimdiden ürettikleri şaşırtıcı araçları ve verdikleri fikirler için teşekkür etmekten başka bir şey yapamayız. DARPA’nın robot araçlarının gerçek ordu veya sivil senaryolarda kullanılması için büyük ihtimal fazla beklemeyeceğiz.
http://www.idsia.ch/~juergen/robotcars.html
Z-Adam: Hedef: Askerlerin dikey duvarların üzerinden ip veya merdivenler dışında saniyede 0.5 metre mesafe ile kat etmesi. Çözüm: Mikroskopik saçlar veya “setae”, kertenkelelerin duvarları ve tavanları aşmasını sağlayan yapılar. Sentetik olarak üretilmiş setae kullanan robotlar çoktan yapıldılar bile.
Sualtı Geçişi: Piyade-taşıyıcı topidolar, süperkavitasyon adı verilen fenomen sayesinde 100 knot hızlarına kadar çıkabilirler. Bu durum objenin etrafındaki suyu buharlaştıracak kadar hızlı gittiğinde, objenin etrafını çevreleyen bir tek balon içerisinde yol almasıyla oluşur.
Torpido ile su arasında temas olmaması, sürtünmeyi %70 oranında düşürür. Şu ana kadar yapılan testlerde gerçek insan olmayan uzaktan kumandalı araçlar kullanılmıştır.
Biyonik Kaslar: DARPA prostetik kasların, tam fonksiyonlu, sinirsel olarak kontrol edilebilir ve normal hissetme kapasitesine sahip olmasını istiyor ve bunun için ciddi araştırmalarda bulunan bilim adamlarını finanse ediyor.
Örneğin, Segway’in mucidinin yaptığı biyonik kolun şaşırtıcı beceriler ini gösteren video, ve başka takımların yaptığı düşünce kontrolü ile çalışan prostetik prototip.
Switchblade: DARPA şu anda insansız hava araçları(UAV)’nın geliştirilmesini destekliyor. Switchblade gelecekte uzun mesafe görevlerine uygun ilk süpersonik UAV olma yolunda ilerliyor.
10.3 milyon$’lık proje olağandışı bir tasarıma sahip. Hava aracının 61 metrelik açıklığa sahip kanatları hız kazanıldığında 60 derecelik açı ile, Mach 2 hızlarına çıkabilmesi için, bir kanat yönü önü ve diğer kanadın yönü geriye yönlenecek şekile gelene kadar dönüyor.
Dışiskeletler: Dışiskeleti bir nevi mekanik olarak bütün bir vucudu geliştirmek anlamına gelebilir. DARPA askerlerin uzun mesafeleri yürüyebilmesi ve daha fazla ağırlığı üstlerinde taşıyabilmesini istiyor.
DARPA finansmanı ile MIT tarafından geliştirilen bir dışiskelet, 36 kiloluk ağırlığın %80 oranında daha hafif hissedilebilmesini sağlıyor.
Saturday, May 01, 2010 | Labels: Bilim, İnternet, Teknoloji, Uzay, Yeni Malzemeler, Yenilenebilir Enerji | 0 Comments
Bilimde Bugün; Çernobil Faciası
Tasarımındaki çatlaklar, insan hataları, Sovyet mühendislerinin Çernobildeki nükleer enerji santralinin reaktöründe kontrolü kaybetmelerine sebep oldu. Reaktör patladı ve radyasyon sızıntısı meydana geldi. Bir çok insan öldü, daha çok insan acı çekti. Sebep olduğu toplam kurbanların sayısı hala bilinmiyor.
Size biri nükleer felaket dediğinde muhtemelen 3 Mil Adası aklınıza gelmez. Windscale yangınınıda düşünmezsiniz. Hiroşima aklınıza bile gelmez, tabiki hemen Çernobil dersiniz.
İronik olarak bu felaket, nükleer enerji üretiminde, bu yöntemin ne kadar güvenli olduğuna dair bir güvenlik testi uygulaması sırasında meydana gelmiştir. Çernobil – Ukrayna’da(Eski Sovyetler birliğinin bir parçası), acil yardım bölümü ve enerji üretimi yapan 4ncü reaktörün 25 Nisanda test için kapatılması ile meydana gelmiştir. Mühendisler reaktörü %7 güçle çalıştırmaktayken, kontrol çubuklarının (Nükleer enerji sızıntısını engelleyen kontrol parçaları) çoğu nükleer kor yüzünden erimişti.
26 Nisan, gece 1.26’da 4ncü reaktörde aniden aşırı bir enerji yükselmesi oldu. Bu durum buhar patlamasına ve dışarı hidrojen sızmasına neden oldu.
Oksijen ile karışan hidrojen kimyasal bir reaksiyonu tetikleyerek kimyasal bir patlama olmasına neden oldu. Bu ikinci patlama reaktörün çatısının yerinden çıkıp fırlamasına ve radyoaktif koru dışarı atmasına neden oldu. Bu kadarlada kalmadı, çok yüksek enerjili radyoaktif parçacıkları ve gazları atmosfere bıraktı – bunun büyük kısmı Beyaz Rusya’ya doğru yol aldı.
Yol açtığı yangın ve temizliği trajikti ve iyi belgelenebildi. İtfaiyeciler yangını kontrol altına almak için olay yerinde çabalıyorlardı ve bu onların ölümcül seviyelerde radyasyona maruz kalmalarına neden oldu. Sabaha karşı saat 6.35’te yangın söndürüldü ancak açığa çıkmış radyoaktif kor hala yerinde duruyordu.
Sovyet mühendisleri çok karmaşık bir durum içerisinde kalmışlardı. İşçiler yüksek korumalı kıyafetler giyerek radyoaktif döküntünün ne kadar miktarda olduğunu belirlemeye çalışıyorlardı. Kurşun plakalarla etrafı tamamen kapatılmış kamyonlar ile temizlik ekibi olay yerine getirip götürülüyordu. Kurşun plakalar o kadar ağırdıki bu kamyonların çoğu bu yükü kaldıramıyordu. O zamanlarda yeni yeni icat edilmekte olan uzaktan kumandalı robotlarda sadece bir kaç dakika çalıştıktan sonra bozulup oldukları yerde kalıyorlardı. Bu temizlik ekibi sadece etraftaki binaların çatılarında çalışabiliyor ve aşırı radyasyon seviyesi yüzünden en fazla 40 saniye süresinde dışarıda durabiliyorlardı.
Radyo kontrollü bir buldozer Pripyat’ta
Helikopterler 5.000 ton kum, kurşun ve borik asidi radyasyonu engellemesi umuduyla havadan boşalttılar, ancak işe yaramadı.
Mühendisler en sonunda 20.000 ton beton ve kurşunu radyoaktif döküntü üzerine döktüler ve Aralık 1986’da radyasyon sızıntısı kontrol altına alınabildi. Betondan yapılan bu mezar odası günümüzde hala orada durmaktadır, ancak stabilitesi ve ne kadar zamanının kaldığı hakkında süpheler bulunmaktadır.
Radoaktif döküntünün kirlettiği bulutlar Ukrayna üzerinden Beyaz Rusya ve Rusya üzerine dağıldı. Tahmini olarak 300.000 kişi 18 millik bir güvenli mesafe dışarısına taşındı (Bu bölge daha sonraları Uzaylılaşma Bölgesi olarak anıldı) 50.000’i aşkın kişi hemen reaktörün yanında kurulan Pripyat şehrinden bir gecede uazaklaştırıldı.
Çernobil’in sebep olduğu ölümler iyi belgelenmemiştir. Resmi olarak 56 kişi radyasyon zehirlenmesi nedeni ile hayatını kaybetmiştir. Sovyet otoriteleri tarafından yapılan spekülasyonlar ile uzun vadede yol açtığı inanılmaz zararların üstü örtülmüştür. Kanser ve doğumlardaki bozukluklarda oluşan aşırı artışın sorumlusunun Çernobil olduğu kesindir ancak hiç bir zaman bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.
Enerji talebi nedeniyle çernobil patlamadan 14 yıl sonraya, Aralık 2000’e kadar işletilmiştir. Santralin 2065 yılında tamamen sökülerek, temizlenmesine karar verilmiştir. Bu gerçekleşene kadar rehberli turlar felaket bölgesine ziyaretçileri götürmektedir; Ukrayna Atomik Enerji Bakanlığı bir kaç yıl önce buna izin vermiştir.
Daniel Dumas , 26.04.10, Wired Magazine
Monday, April 26, 2010 | Labels: Bilim, Çevre, Kültür, Sağlık, Teknoloji, Yaşam, Yenilenebilir Enerji | 0 Comments
Rusya’nın Yeni Silikon Vadisi
Andrey Shtorkh, Apple şirketinin California'da büyük başarılar kazandığı dönemde, Sovyetlerin yüksek teknolojiye olan yaklaşımına birebir tanıklık etti.
Shtorkh, Ural Dağlarının derinliklerinde bulunan, ülkenin gizli bilim şehirlerinden Sverdlovsk- 45'teki bilim insanlarını koruyan tel örgülerde nöbet tutuyordu. Görünüşte bilim şehirleri, casuslardan korunmak için dış dünyaya kapatılmıştı. Ancak şehirlerin duvarları bilim insanlarını içeride tutarken, diğer Sovyet vatandaşlarını dışarıda bırakıyordu. Ülkedeki çoğu kişi açtı, ama dükkânlarında ithal yiyeceklerin bulunduğu bilim şehirlerinde hayat rahattı. Çocukların bile yaka kartı taktığı bu bilim adacıklarındaki güvenlik çok sıkıydı. Çalışanları ziyaret etmek isteyen akrabalar, aylar öncesinden başvuru yapıyordu. O zamanlar genç bir asker olan Shtorkh, "Dışa tamamen kapalı bilim merkezi, hapishane gibiydi" diyor. Shtorkh şu anda şaşırtıcı bir yeni girişimin tanıtımını yapıyor. Ekonominin petrole bağımlılığını azaltmak isteyen Rus hükümeti, Sovyet döneminden sonraki ilk bilim şehrini kuruyor.
Daha da inanılmaz olan şey ise, inşa halindeki bu şehrin Silikon Vadisini örnek alması. Silikon Vadisini taklit eden tek ülke Rusya değil. Örneğin, Malezya'da ormanlık bir alanda ağaçlar kesilip Cyberjaya adlı bilgisayar şehri kuruldu. Burada California'nın güney Körfez Bölgesi model alınmıştı. Çin'de Pekin yakınlarında ki Tianjin'de ve Fransa'da Nice yakınlarındaki Sophia Antipolis'te ileri teknoloji merkezleri var. Devlet yardımlarıyla kurulan bu merkezler, sonuçta özel şirketleri çekmekte ve onları teşvik etmekte başarılı oldu. Moskova yakınlarındaki bir köyün civarında bulunan Rus bilim merkezinin henüz bir adı yok. Merkez, ABD'deki teknoloji yuvasının canlılığını ve oradaki girişimcilik ruhunu örnek alıyor. Rusya'nın zengin bilim geleneği de fikirleri pazarlanabilir ürünlere dönüştürmekteki zayıflığı ile bilinir. Bu durum, Sovyetler Birliği'nin yıkılışının ve ülke ekonomisinin petrol ile madenlere olan tehlikeli bağımlılığının sebepleri arasında gösterilir. Ülke liderlerinin Silikon Vadisine gıpta ile bakmaları şaşırtıcı değil.
Projenin yöneticileri arasındaki zengin Rus işadamı Viktor F. Vekselberg, "Ülkenin bir atılıma ihtiyacı var. Kurulan bilim merkezi, ülke için sıçrama tahtası işlevi görebilir" diyor. Vekselberg, bilim merkezinin Rus bilimini kapitalist çağa uygun hale getirmek için gereken iş modellerinin "deneme alanı" olacağını belirtiyor. Bilim şehri faaliyete geçtiğinde, yenilikçi şirketlere sağlanacak cömert vergi teşvikleri ve devlet yardımları sayesinde, bilimsel fikirler geliştirilecek. Şirketler kârlı hale gelinceye kadar desteklenecek. Bilim merkezinin kamu ve özel sektör mensubu destekçileri, projenin Sovyet tarzı bilim şehri geleneğiyle üniversite odaklı teknoloji geliştirmeye dayalı Batı modellerini birleştireceğini söylüyor. Projeye şüpheyle bakanlar ise burada köklü bir Rus geleneğini tespit ediyor: Devlet gücünü kullanarak Batı'ya yetişmeye çalışmak. California Palo Alto merkezli bir girişim sermayesi şirketi olan ve yaşam bilimleri alanında faaliyet gösteren Helix Ventures'in kurucularından Evgeny V. Zaytsev, "Silikon Vadisinde işe yarayan süreçlerin Rusya'da da başarılı olması beklenemez. Devlet işe dâhil olacak, çünkü Rusya'da işler böyle yürür" diyor. Zaytsev, Silikon Vadisindeki Rus iş ortaklığı AmBar'ın danışma kurulunda da bulunuyor. Yeni bilim şehri, Kremlin bürokrasisinin merkezindeki Modernizasyon Komisyonu tarafından tasarlandı. Ancak Rus hükümetinin girişimcilerle ve bilim adamlarıyla ilişkileri gergin. Özel şirketlere baskı yapmak ve vergi yasalarını keyfi olarak uygulamak hâlâ güçlü bir gelenek.
Rusya'nın Silikon Vadisi olması beklenen merkezin yeri, bir başka iddialı projeye, Skolkovo işletme okuluna yakınlığı nedeniyle seçildi. Modern bir binada faaliyet gösteren okul, içlerinde Vekselberg'in de olduğu Rusya'nın yeni zenginlerinden gelen milyonlarca dolarlık bağışlarla kuruldu. Benzer projeler yıllar boyu sürüncemede kaldığı halde, şimdiki proje bir ay içinde hükümetçe onaylandı ve 200 milyon dolarlık devlet desteği aldı. Onay, güçlü başkan yardımcılarından Vladislav Surkov'un da aralarında bulunduğu üst düzey Kremlin yetkililerinin, Ocak ayında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ne yaptığı ziyaretten bir ay sonra geldi. Surkov bilim şehrindeki yenilikçi şirketlerin, Rus ekonomisini boğan bürokrasiden uzak olacağını söylüyor.
Yeni bilim şehri, Başkan Dimitri Medvedev'in belirlediği öncelikli beş bilim alanındaki çalışmaları destekleyecek: iletişim, biyo-tıp, uzay çalışmaları, nükleer enerji ve enerji tasarrufu. Merkezde ayrıca değişik bilimsel disiplinler arasında fikir alışverişi yapılacak. Yetkililer Rusya'nın madenleriyle petrol kuyularından çok, ileri bilimsel yetenekleriyle tekrar öne çıkacağını söylüyor. Ülkedeki ileri teknoloji şirketlerinin sahipleri buna şüpheyle yaklaşıyor. Antivirüs yazılımları üreticisi Kaspersky Lab şirketinin kurucusu Yevgeny Kaspersky, bilim merkezini desteklediğini belirtirken, devletin rolünün vergi teşvikleri ve altyapıyla sınırlı kalması gerektiğini vurguluyor. Kaspersky, "Rusya'da çok yetenekli yazılım mühendisleri var ama başarılı şirket sayısı az. İnsanların zihinlerinde hâlâ bir demir perde var" diyor.
Tuesday, April 20, 2010 | Labels: Bilim, Kültür, Teknoloji | 0 Comments
Geleceğin en iyi 10 silahı
Kılıçlardan makineli tüfeklere oradan atom bombalarına geçtik. Peki ufukta görünen silahlar neler? Aşağıda en iyi 10 olasılığı sıraladık.
1. Otonom Silahlar (Autonomous weapons)
Bunlar geliştirilmekte olan robotik silahlardır. Düşmanı bul ve yok et, yerden havaya füzeler, havadan havaya füzeler ve teorik olarak bunları yaparken dost birlikler için risk oluştumaması amaçlanmakta.
Nasıl çalışır; Entegre bilgisayar sensörler yardımı ile düşmanı belirler ve sisteme bağlı silah ile hedefi yokeder. Bu işlem yapılırken dost birliklerin vurulmaması için her bir ünite ve insan üzerine dost oldugunu bildiren bir çip vs. takılabilir.
Sınırlamaları; Tanımlama yaparken hızlı bir şekilde hedefin dost veya düşman, esir veya saldırgan, sivil, ağaç, hayvan veya buna benzer objelerin karıştırılmamasının zorlukları. Sistemin insan kontrolünden çıkması olasılıgıda ayrı bir sorundur. Otonom bir robot iletişim hatası sonucu gördüğü herseyi yoketmeye calısabilir.
2. Yüksek Enerjili Lazerler (High-energy lasers)
Çok yüksek enerji taşıyan ışın demetleri uzayda düz bir çizgi boyunca ilerler. Işık hızındaki bu demetler binlerce kilometre öteden anında saldırı yapmayı olanaklı kılmakta.
Nasıl çalışır; Büyük aynaların küçük bir hedef üzerine çok güçlü lazer ışınlarını odaklaması ile yapılır. Hedef üzerinde oluşan sıcaklık sayesinde uçaklar, füzeler düşürülebilir veya yakıt ve patlayıcıları yakılabilir.
Sınırlamaları; Hedefin momentumuyla birlikte yaptıgı harekete karsı gelebilmesi için cok yüksek seviyede enerjiye ihtiyac duyulmaktadır. Çok güçlü lazerler, çok fazla yakıta ve enerjiye ihtiyaç duymaktadırlar ve atmosfer koşullarından oluşturulan demetler etkilenmektedirler.
3. Uzaya Yerleştirilen Silahlar (Space-based weapons)
Uzay sınırsız yükseklik sağlar ve uydu şeklinde yörüngeye yerleştirilen bir silah yeryüzündeki herşeyi görebilir, oraya ulaşabilir.
Nasıl çalışır; Uzaya yerleştirilen silahların en önemli amacı, Dünya üzerinde biryerden ateşlenebilecek balistik füzelerin yok edilmesini sağlamaktır. Dünya üzerinde var olan bütün füze rampalarını sürekli gözetleyen uydulardan oluşan uzay silahları bir ateşleme farkettiklerinde anında onu yok edebilme özelliğine sahip olmalılardır.
Sınırlamaları; Bu teknoliji daha çok gençtir. Reaksiyon süresi aşırı hızlı olmalıdır. Silahlar savaş başlıklarını vurmak zorundadır ve bu çok zordur. Ayrıca lazer üretimi için uzayda yakıt ve elektirik enejisi desteği verilmesi gerekmektedir.
4. Hipersonik Uçaklar (Hypersonic aircraft)
Standart bir pistten havalanabilen hipersonik uçak, mach 5 ten daha hızlı uçar ve dünyadaki herhangi biryere en fazla 2 saat içerisinde saldırabilir. Böyle bir teknolojie sahip uçak, Dünya’nın yakın yörüngelerinden birine uydu taşıyacak kapasitededir.
Nasıl çalışır; Boyle bir ucak, büyük olasılıkla normal bir pist üzerinden, ticari bir jet üzerinde taşınarak havalandırılır ve yüksek irtifada hava yogunlugu ve direncinin düşük oldugu yükseklikle kendi başına bırakılır. Bu yükseklikte hipersonik hızlara ulaşmak için uçak scramjeti çalıştırır. Scramjet (supersonic combustion ramjet) bir ramjet çeşidi olup farklı olarak supersonik yanma odasına sahiptir. Havanın sıkıştırılarak alındığı, yakıtın yakıldığı yanma odası ve egzozun giriş hızından daha hızlı ayrıldığı nozzlela sahiptir. Ticari jet motorları havanın motor içine alınıp sıkıştırılması için kompresör kullanır, daha sonra sprey halindeki yakıt sıkıştırılmış havayla birlikte ateşlenerek geriye doğru gider ve thrust oluşturur. Scramjet havayı sıkıştırmak için uçağın hızını kullanır, yani çok az hareketli parçaya ihtiyaç duymaktadır.
Sınırlamaları; Scramjet ancak süpersonik hızlara cıkıldıgında yanma gercekleştirebilir. Teoride hızı 12-15 mach civarına cıkabilir. Ancak bu kadar büyük bir kütleyi başka bir ucagın üzerinde taşınarak Mach 5 hızına kadar cıkarabilmek çok zordur.
5. Aktif Sakinleştirici Sistem (Active Denial System)
Milimetre veya mikrometrelik dalgalar ile insanları uzaklaştırmak dağıtmak amacı taşır. Örnegin bir dalga jeneratörü ile donatılmıs bir jip üzerinden kalabalıkları kontrol etmek için yayın yapılabilir.
Nasıl çalışır; 2 metrelik bir anten ve bir jeneratör ile 95 gigahertz(3 milimetre) radrasyon üretilebilir. Deri yüzeyinin 0.3 mm derinliğine kadar radyasyon absorbe edilir, bu 5 saniye süren çok güçlü bir acı duygusu verir, ve insanlar bundan biran önce kurtulabilmek için kaçarlar.
Sınırlamaları; İnsanların kaçmaması veya kaçamaması durumunda çok ciddi yaralanmalara sebep olunabilir, deri 1 dakika içinde yanabilir. Ayrıca bu seviyede bir radyasyon bozuk para, küpe vs gibi metallerin bi anda aşırı ısınmasına yol açar.
6. Nükleer Füzeler (Nuclear missiles)
Nükleer füzeler Dünya üzerinde her an herhangi bir yeri tamamıyle yok edebilir. Bu özellikleri onları askeri gücün zirvesine oturtmakta.
Nasıl çalışır; Balistik bir füze üzerine bir veya daha falza nükleer savaş başlığı monte edilir ve dikey olarak ateşlenir. Roket, üst atmosferde yanmasını durdurur ve programlanmıs hedefe dogru süzülür ve hedef üzerinde kendini imha eder.
Sınırlamaları; Bu sialhalar korkutucu bir imha gücüne sahiptir. Günümüzde bu silahların ateşlendiği anında anlaşılabilir, bununla birlikte hedef ülke tarafından misilleme yapılmasına sebep olunabilir. Hesabı yapılamayacak kadar sivil kayıplarına, ve çevre felaketlerine sebep olur.
7. Sersemletme Silahları (Tasers)
Bu silahlar insanları yüksek elektrik enerjisi ile onlara zarar vermeden etkisiz hale getirmeyi amaçlar.
Nasıl çalışır; Özel bir silah ile kablo baglı küçük oklar fırlatılır. Okların saplandıgı iki kutup üzerinden elektrik enerjisi geçirilir ve hedeftek kişinin kasları istemsiz kasılarak etkisiz hale getirilir. Hedefin boyun ve baş bölgesine ateş edilmesinden kaçınılır ve bunun yerine gövde ve bacaklara nişan alınır.
Sınırlamaları; Hedef kontrolünü kaybederek yere düşerken başını, boynunu çarpabilir ve bu tehlikeli bir durum acıga cıkarır. Akımların kas spazmlarına, hastalıklarına, veya ölüme yol açtıgı raporlanmıstır. Ayrıca tek bir akım herkesi durdurmayabilir, bu durumda fazla akım kullanılırsa durum işkenceye dönüşebilir.
8. Elektronik Bombalar (E-Bombs)
Çok yüksek seviyede mikrodalga enerjisi ile tüm bilgisayarlar, elektronik ve elektrik sebekesi devre dısı bırakılabilir. Askeri ve sivil sistemler durdurulabilir.
Nasıl çalışır; Akım sırasında bir anda aşırı yükselen elektromanyetik alan, devre içeirisinde iletkenler içinde farklı akımların oluşmasına neden olur. Bu durumda bütüm elektronik ekipmanlar yanarak devre dısı kalırlar. Özel bombalar cok büyük alanlarda akımlar yaratabilirken, örnegin bir ucagın tasaıdıgı küçük bir jeneratör küçük bir bölgeyi etkisi altına alabilir.
Sınırlamaları; Bölgesel olarak dogurabilicegi sonucalar tahmin edilemezdir. Bir savas alanında düşman ekipmanlarını devre dısı bıraktıgı gibi dost birliklerinide devredısı bırakabilir.
9. Katmanlı Füze Kalkanı (Layered missile defence)
Uçuş halindeki balistik bir füzeyi durdurmak için en iyi şanstır.
Nasıl çalışır; Birlikte çalışan anti-füze sistemleri, ateşlenen bir füzeyi durdurmak için birkaç aşamada çalışırlar. 1) Füzenin ateşlenmesinin farkedilmesi, roketlerin ateşlenmesi onların bulunması için iyi bir fırsattır. 2) Savas baslıgının üst atmoserde ilerlemesi 3) Yeri belirlenen füzenin karadan havaya bir füze ile vurulması
Sınırlamaları; Her asamadaki verimliliğe baglıdır. Bu sistemlerin yapımı, testi, yüklenmesi, ve bakımları aşırı pahalıdır. Fırlatılış anını tespit etmenin cok kolay olmasına ragmen, aşırı hızlı reaksiyon verme zorunlulugu vardır.
10. Savaş Alanı Bilgisi (Information warfare)
Bu teknik, dost birliklerin haberleşmesinin güvenliğini sağlarken, düşman birliklerini operasyon sırasında bilgi karmasası içine sokarak haberleşmelerini engellemektir.
Nasıl çalışır; Özel olarak haberleşme ve bilgisayar sistemleri hedef alınır. Uzman bilgisayar korsanları, program kırıcıları ortak çalışarak düşman bilgisayarları ve ağları içerisine sızabilirler, virüsler yayabilirler. Jammerlar radya ve tv iletişimini kesebilirler. Yanlıs bilgiler kasıtlı olarak sirküle edilebilir.
Sınırlamaları; Bilgisayar ve haberleşme ağları büyük olan ülkeler için tehdit daha fazladır. Büyük ağlara sahip olmak daha fazla potansiyel tehlike içerir özelliklede ağ içerisinde düşük teknolojili ekipmanların bolca bulunduğu düşünülürse. Bu durumda her iki tarafta büyük ihtimalle iletişim ağlarından yoksun kalacaktır.
Tuesday, April 13, 2010 | Labels: Bilim, Teknoloji, Uzay | 0 Comments
- Alternatif Yakıtlı Taşıtlar
- Alternative Energy
- Archieve
- Arkeoloji
- Bilim
- Çevre
- Economy
- Ekonomi
- Environment
- Genetik
- Health
- İnternet
- Inventions
- Kültür
- Life
- Material
- Mimari
- Nanotechnology
- Otomotiv
- Politics
- Politika
- Sağlık
- Sinema
- Technology
- Teknoloji
- Tıp
- Transportation
- Uzay
- Yaşam
- Yazılım
- Yeni Malzemeler
- Yenilenebilir Enerji