Showing posts with label İnternet. Show all posts
Showing posts with label İnternet. Show all posts

DARPA’nın 50 yılı

Amerika Birleşik Devletlerini teknolojik süprizler karşısında hazırlıksız bırakmamak için kurulan DARPA, 50 yıldır çok önemli başarılara ve hatalara imza attı.

 dn13907-2_300[1]

Başarılı Projeleri

İnternet: Günümüzde kimin birçok bilgisayarı birbirine bağlayarak ağ yapısını icat ettiği hakkında tartışmalar mevcuttur. Ancak bunun 1960’larda DARPA tarafından kurulan ARPANET ağı olmadan gerçekleşemeyeceğini biliyoruz. Bu ağın asıl amacı kendi kendini tamamlayan ve ağ içerisinde bir cihazın bozulduğunda veya devre dışı kaldığında bile diğer ağa bağlı bilgisayarlar tarafından onun işinin görülmesi ve işin aksamamasıdır. Bu bilgi aktarımı ilk defa ayrı büyük ağlar tarafından iletildiği bir yapıydı ve sabit akışlı değildi. Sayesinde günümüzde hala kullanılan TCP/IP özelliğinin bulunmasını sağlandı.

GPS: Küresel konumlama sistemi(GPS) kesinlikle şu an hayatımızda olmasaydı kaybolmuştuk. Ancak bundan önce şimdiki NAVSTAR GPS uyduları fırlatıldı, ve Transit adı verilen 5 DARPA uydusunun oluşturduğu sistemi oluşturdular. 1960’ta ilk kez çalıştırıldıklarında, ABD donanmasına saatlik olarak yer bildirimini 200 metre hata ile yapmaktaydılar.

KyotoTaxiRide[1]

Simultane Tercüme: Şu an ticari olarak satılmamasına rağmen, elde taşınabilen dil çevirisi yapan aletler DARPA tarafından geliştirilerek şu an Irak’ta kullanılması sağlandı. Doğruluk oranı bazı zamanlarda %50’ye kadar düşmesine rağmen, cihazlar yerdeki güçler tarafından çok güzel diyalogların yapılabilmesini sağladı.

Hayalet Uçaklar: DARPA’nın büyük ihtimalle süpriz teknolojilerle ortaya çıkma amacına en uygun örneğidir – bu fikirle ABD Hava Kuvvetleri bile etkilenmişlerdir. İlk prototip, Have Blue, 1970’lerin sonlarında test edildi ve F-117 Nighthawk Hayalet Uçak olarak seri üretime geçildi.

 

Gallium Arsenide: DARPA’nın az bilinen buluşlarından biridir, yarıiletken galyum arsenidin geliştirilmesi 1980’lerin ortalarında, 600 milyon $’lık bilgisayar araştırması sonucu gerçekleşti. Silikona göre daha pahalı olmasına rağmen, malzeme, kablosuz iletişim çipleri ile cep telefonlarından uydulara kadar yaygın olarak kullanılıyor, yüksek elektron hareketi sayesinde, yüksek frekanslarda çalışabilmesini sağlıyor.

Başarısız Projeler

Hafniyum Bombaları: Soğuk Füzyon fiyaskosu hikayesi hatırlanırsa, DARPA 1990’larda 7 milyon $’ı nükleer bir serpinti olmaksızın, büyük gama ışını patlamalarını serbest bırakacak bir bomba geliştirmek için harcadı.

Teoride aşırı-pahalı hafniyum metalinin küçük bir miktardaki radyoaktif izomerinin, X-Işınları ile vurulması sonucu bir enerji seli oluşturulması bekleniyordu. Şimdiye kadar bunun gerçekleştirebildiğine dair hiçbir kanıt yoktur.

Mekanik Fil: Vietnam savaşı sırasında, orman içerisinde herhangi bir aracaın ilerleyebileceği düzgün bir yol olmadığı için DARPA, mekanik bir film yapmak istedi. Yüksek Teknoloji Hannibal’ın aklına gelebilicek bu fikir hiç bir zaman gerçeleştirilemedi. Proje direktörü bu planı duyduğunda, “lanet aptal bir fikir” diyerek tepki verdi ve kimsenin duymadığını umarak projeyi iptal etti.

Telepati ile Anlaşan Ajanlar: Dairenin en rezil hatalarından biri 1970’lerdeki pisişik ajan programıydı, Sovyet’lerin o dönemde bu konu hakkında çalışma yaptıkları hakkında raporlar sonucu denenmeye başlanmıştı. DARPA o dönemde milyonları telepati ve piskokinetikleri görebilmek – düşünce gücü ile objeleri yerinden oynatmak – uzaktan emir verilen casuslar yaratmak – için harcamıştı. Yapamadılar.

FutureMap: Bu program örneğin terörizm ile gelecek piyasaların nasıl gelişeceğini ve durumunun ne olacağını önceden belirlemek için uygulanmıştı. Piyasaların şimdi olan olaylar ile gelecekte nasıl etkileneceklerini ve gelecekteki durumlarının nasıl olacağını tahmin etmeye çalışıyorlardı. FutureMap 2003’te, ABD politikacıları tarafından terörist vahşetleri hakkında iddaya tutuşmanın “saçma ve gülünç” olarak addedilmesi ile rafa kaldırılmıştır.

Orion:   DARPA oluşturulduktan çok kısa bir süre sonra, Proje Orion, periyodik olarak arkasından nükleer bomba bırakarak ilerleyen bir gezegenlerarası uzay aracı yapmayı planlamıştı.  Tüm gövde dev bir şok emici gibi tasarlanmış ve arkada koruyucu malzeme kaplı kalın bir kalkan insan yolcuları korumak için tasarlanmıştı. Nükleer serpinti endişeleri ve Kısmi Test Yasaklama Anlaşması'nın imzalanması ile 1960'ların başında proje sona erdi.

NASA-project-orion-artist[1] 

Devam Eden Projeler;

Robot Arabalar: DARPA’nın Grand Challenge yarışları sürücüsüz araçların uzun mesafeleri zor yol koşullarında aşması ve yogun trafikte yol alması gibi zor bir hedefe ulaşma çalışmalarına hız kattı.

stanford_robot_car[1]

Yarışmacılara, şimdiden ürettikleri şaşırtıcı araçları ve verdikleri fikirler için teşekkür etmekten başka bir şey yapamayız. DARPA’nın robot araçlarının gerçek ordu veya sivil senaryolarda kullanılması için büyük ihtimal fazla beklemeyeceğiz.

http://www.idsia.ch/~juergen/robotcars.html

Z-Adam: Hedef: Askerlerin dikey duvarların üzerinden ip veya merdivenler dışında saniyede 0.5 metre mesafe ile kat etmesi. Çözüm: Mikroskopik saçlar veya “setae”, kertenkelelerin duvarları ve tavanları aşmasını sağlayan yapılar. Sentetik olarak üretilmiş setae kullanan robotlar çoktan yapıldılar bile.

Gecko_foot_on_glass[1]

Sualtı Geçişi: Piyade-taşıyıcı topidolar, süperkavitasyon adı verilen fenomen sayesinde 100 knot hızlarına kadar çıkabilirler. Bu durum objenin etrafındaki suyu buharlaştıracak kadar hızlı gittiğinde, objenin etrafını çevreleyen bir tek balon içerisinde yol almasıyla oluşur.

supercav%20torpedo[1]

Torpido ile su arasında temas olmaması, sürtünmeyi %70 oranında düşürür. Şu ana kadar yapılan testlerde gerçek insan olmayan uzaktan kumandalı araçlar kullanılmıştır.

Biyonik Kaslar: DARPA prostetik kasların, tam fonksiyonlu, sinirsel olarak kontrol edilebilir ve normal hissetme kapasitesine sahip olmasını istiyor ve bunun için ciddi araştırmalarda bulunan bilim adamlarını finanse ediyor.

Örneğin, Segway’in mucidinin yaptığı biyonik kolun şaşırtıcı beceriler ini gösteren video, ve başka takımların yaptığı düşünce kontrolü ile çalışan prostetik prototip.

Switchblade: DARPA şu anda insansız hava araçları(UAV)’nın geliştirilmesini destekliyor. Switchblade gelecekte uzun mesafe görevlerine uygun ilk süpersonik UAV  olma yolunda ilerliyor.

Bomber_1_485[1]

10.3 milyon$’lık proje olağandışı bir tasarıma sahip. Hava aracının 61 metrelik açıklığa sahip kanatları hız kazanıldığında 60 derecelik açı ile, Mach 2 hızlarına çıkabilmesi için, bir kanat yönü önü ve diğer kanadın yönü geriye yönlenecek şekile gelene kadar dönüyor.

Bomber_2_485[1]

Dışiskeletler: Dışiskeleti bir  nevi mekanik olarak bütün bir vucudu geliştirmek anlamına gelebilir. DARPA askerlerin uzun mesafeleri yürüyebilmesi ve daha fazla ağırlığı üstlerinde taşıyabilmesini istiyor.

exoskeleton-707113[1]

DARPA finansmanı ile MIT tarafından geliştirilen bir dışiskelet, 36 kiloluk ağırlığın %80 oranında daha hafif hissedilebilmesini sağlıyor.

ns_logo[1]

darpa[1]

Yayındaki İkinci Yıl

567 Bloğu düşünen insanlarımızın istifade etmesi için Dünya’da olan gelişmeleri gücü yettiğince Türkçe olarak yayınlar.

“Sadece düşünmek özgür kılar.”

november-09-mother-earth-calendar-1280x800 

İstek & Şikayet için irtibat; yek567@gmail.com

137 yıllık bilim arşivi internette!

Dünyanın en eski popüler bilim dergisi Popular Science'ın 137 yıllık dev arşivine artık internetten ulaşılabiliyor.

Dünyanın en eski ve halen en çok satan popüler bilim dergisi Popular Science, tam 137 yıllık arşivini internete taşıdı.

Google Books işbirliğiyle www.popsci.com/archives adresinde kullanıcıya sunulan binlerce sayfa içinde, özel arama motoru kullanılarak sözcük veya sözcük grubu bazında arama yapılabiliyor. Arama sonucunda bulunan makaleler, yanında o makalenin yer aldığı sayının kapağı ve yayın bilgileriyle sıralanıyor.

Dahası görüntülenen makalenin sayfaları, ilk yayınlandığı tarihteki şekliyle, hatta o zamanki reklam ve ilanlar da dahil olmak üzere görüntüleniyor. Her sayı içinde de kelime bazında arama yapılabiliyor, bulunan kelimeler metinde sarıyla işaretleniyor.

100308-popsciarsivi.hlarge[1]

İlk sayısı Mayıs 1872’de yayımlanan Popular Science dünyanın en eski popüler bilim dergisi ünvanını taşıyor. Eğitimli kesim için geniş kapsamlı bir bilim dergisi olarak yola çıkan dergi, 10 yıl sonra daha anlaşılır ve kitleleri kapsayıcı bir yayına dönüşüyor.

Dergide, Charles Darwin, Thomas Henry Huxley, Louis Pasteur, Henry Ward Beecher, Charles Sanders Peirce, William James, Thomas Edison, John Dewey ve James McKeen Cattell gibi pek çok bilim insanının makaleleri yer alıyor.

Popular Science arşiv arama motoruna buradan ulaşabilirsiniz.

Dünya ilk kez böyle poz verdi

Japon astronotun dünya yörüngesinde turlayan uzay istasyonundan çektiği fotoğraflar görenleri hayretler içinde bıraktı. Astronot , fotoğrafları twitter'daki sayfasında yayınlıyor.

İlginç insanların paylaşımlarına evsahipliği yapan sosyal paylaşım ağı Twitter'da bugünlerde bir astronot çok popüler.
Geçtiğimiz Aralık ayından bu yana uzayda olan Japon astronot Soichi Noguchi, site üzerinde uzaydan çektiği Dünya fotoğraflarını paylaşıyor.

Noguchi, NASA'nın Uluslararası Uzay İstasyonu'na kurduğu kablosuz bağlantı sayesinde fotoğrafları internete aktarıyor.

Dünyanın yörüngesinde turlayan uzay istasyonundan astronotun çektiği fotoğraflar arasında deprem sonrası Haiti, New Orleans, İtalya'nın Palermo kenti, İngiltere'nin başkenti Londra, Fas'tan Kazablanka, Rusya'nın başkenti Moskova gibi şehirlerin yanında Maldivler, Hawaii gibi adalar yer alıyor.

64752866[1]

İstanbul; Doğu ile Batının buluştupu yer..

Astronotun fotoğraflarını yaklaşık 74 bin kişi takip ediyor;

twitter[1]

4G’li telefondan önce otomobil!

Toyota ile Alcatel-Lucent, bir sonraki mobil bağlantı teknolojisi olan LTE'nin entegre edildiği ilk otomobil prototipini tanıttı.

Yakın geleceğin mobil bağlantı teknolojisi LTE otomobile entegre edildi. Toyota ile Alcatel-Lucent’in işbirliğiyle üretilen ilk prototip, Paris’te tanıtıldı.

Alcatel-Lucent tesislerinde gerçekleştirilen etkinlikte, 2,6 GHz spektrumunda bir Long Term Evolution (LTE) ağına yönelik canlı demolar ve ng Connect “LTE Bağlantılı Otomobil”in Avrupa pazarına ilk tanıtımı yapıldı. LTE, mobil bağlantı hızını mevcut 3G'ye kıyasla bir hayli artıracağı için '4G' olarak adlandırılıyor.

100126-LTEcar.hlarge[1]

Etkinlik LTE 'ekosistemi'ndeki diğer firmalarla işbirliği içinde sergilenen yeni uygulamalara sahne oldu. Bu firmalar arasında, mobil cihaz üreticisi LG Electronics, mobil oyun şirketi FishLabs, dijital imza lideri SIGNEXX ve mobil güvenlik ve dijital güvenlik lideri Gemalto yer alıyor.

100126-LTEcar3[1]

LTE Bağlantılı Otomobil’in Avrupa’daki ilk canlı demosu da etkinlikte gerçekleştirildi. Otomobil, Alcatel-Lucent’ın QNX Software Systems, Toyota Motor Sales (TMS) USA, Inc., chumby, Kabillion ve Atlantic Records gibi ng Connect Programı’na üye kurumlarla birlikte geliştirildi.

15-18 Şubat tarihlerinde Barselona’da yapılacak Mobile World Congress fuarında da sergilenecek olan LTE Bağlantılı Otomobil konsepti, araç içinde kişiselleştirilmiş kullanım olanakları sunuyor. Konsept, eğlence, bilgi+eğlence, güvenlik ve sürüşle ilgili özelliklerin bir arada sunulacağı kapsamlı bir menüye sahip.

100126-LTEcar5[1]

Etkinlikte, LTE Bağlantılı Otomobil’e ek olarak, LTE donanımlı bir Ar-Ge minibüsü içinde, şirketin kampus genelinde 2,6 GHz bandında çalışan LTE ağı kullanılarak, mobil servislerin demosu yapıldı.

2,6 GHz’nin, Avrupa’da LTE için en çok tercih edilen frekanslardan biri olması bekleniyor. Demoda, çokoyunculu mobil oyunlar, fotoğraf ve müzik indirme ve 3G/HSPA ile LTE ağlar arasında yumuşak geçiş gibi yetenekler de sergilendi. 3G/HSPA ile LTE ağlar arası geçiş, yeni teknolojiye hazırlanan operatörler için kritik bir ihtiyaç.

http://www.greentelecomlive.com/?p=1462

Windows 3.1'in deneyimini yaşayın

En yeni sürüm olan Windows 7 ile fırtınalar estiren işletim sistemi, bir zamanlar ne haldeydi görmek ister misiniz?

Şu anda dokunmatik ekranları destekleyen, vektörel arabirimi ile harika efektleri ekranınıza getiren Windows'un ilk zamanlarına da şahit olmak ister misiniz?

windows-7-logo[1]

90'lı yılların devrim niteliğindeki bu teknolojisi, tarayıcı üzerinden çalışabilecek hale getirilmiş durumda.

Geriye doğru Windows Sürümleri

    Windows 7
    Windows Vista
    Windows XP
    Windows ME
    Windows 2000
    Windows 98
    Windows 95
    Windows 3.1

Windows 3.1'i kullanmak için buraya tıklayın.

Isaac Newton'ın elma hikayesi

Yerçekimini keşfeden Isaac Newton'ın başına elma düşüp düşmediği hala meçhul. Ancak olayın diğer ayrıntılarını anlatan yakın arkadaşının notları artık internette okunabilir.

Isaac Newton’ın başına düştüğü rivayetiyle bilim tarihine geçen ünlü elmanın hikayesi artık ‘ilk ağızdan’ okunabiliyor.

Newton’ın yerçekimini keşfetmesini tasfir eden anekdotu ve izleyen bilimsel çalışmaları anlatan el yazması, titiz bir tarama süreci sonunda dijital ortama aktarıldı ve internete kondu.

Bilim adamının yaşıtı William Stukeley tarafından kaleme alınan notlarda, elmanın Newton’ın başına düştüğüne ilişkin bir bilgi bulunmuyor. Ancak olaydan sonra Newton’ın sürekli düşen cisimleri incelediği ve ‘çekim’ (gravitation) sözcüğünü ilk kez kullandığı görülüyor.

newton_isaac_01[1]

El yazmasında anlatıldığına göre elma olayı 1660’ların ortalarında, Newton’ın kuzey İngiltere’deki malikanesinin bahçesinde gerçekleşmiş. Olayı Stukeley’e 1726’da anlatan Newton, “elma ağaçlarının gölgesinde oturduğunu ve yere düşen elmaları izlediğini” söylüyor.

Stukeley devam ediyor: “Düşünceli halde bahçede otururken düşen elmaları izliyor ve neden elmaların sağa veya sola değil de her zaman aşağıya, dünyanın merkezine doğru dik şekilde düştüğünü anlamaya çalışıyor.”

“Bariz ki” diyor Stukeley, “bunun nedeni dünyanın elmayı kendisine çekmesi. Maddede bir çekim gücü olmalı...”

Royal Society kütüphanecisi Keith Moore’a göre elma hikayesinin yüzyıllarca anlatılmasının nedeni, modern bilimcinin ‘nasıl çalıştığını’ gösteriyor olması.

William Stukeley’in “Life of Newton” adlı notlarına ulaşmak için buraya tıklayın.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı Grid’e Kavuşuyor

Yıllık 3 milyon DVD kapasitesinde bilgi akışına imkan veren Dünya’nın en büyük gridlerinden birisi Cuma günü resmi olarak devreye giriyor.Dünya Büyük Hadron Çarpıştırıcısı Hesaplama Gridi 100000’den fazla işlemcinin bir arada çalışmasını sağlayabiliyor.Bu sistem, 33 ülkeden 7000 bilim adamının İsviçre’deki Cern laboratuarlarında bir yılda üretilmekte olan 15 petabyte’lık veriyi işleyebilmelerine imkan tanıyacak.

Grid-20091104[1]

Dünyanın bir çok yerindeki enstitülerde grid kurulumu ile ilgisi olan akademisyenler açılış kutlamalarına video bağlantısı ile katıldılar.Yıllardır grid’in yapımı ve ana üniversite ve laboratuarların arasında olduğu 11 anahtar konuma 1 Gbps’lık bağlantılarla bağlanması için çalışmış Bilim adamları geniş bant grid hesaplamalarının araştırmaların yapılış şekillerini dönüştürdüğünü söylediler.
Silicon.com sitesine konuşan Cern'in genel direltörü Robert Aymar, ilave insan gücü ve işlem kapasitesi ile bilimsel buluş yapma hızının değişeceğini söylüyor.

Dünyadaki bilim adamlarının hemen hemen yarısının bu deneyden çıkan veriyi inceleyeceğini söyleyen Aymar, “Bu tüm Dünya'nın ortak çabası” diye de ekliyor.Sistem açılış için hazırlanırken grid üzerinde, 2007 yılında yaklaşık 44 milyon ve 2008 içerisinde ise şu ana kadar 65 milyon hesaplama yapıldı.
Cern Gridin hazırlanması için ihtiyaç duyduğu malzeme ve iş gücü için yaklaşık 100 milyon Euro harcadı.Bu fon ulusal hükümetler ve Avrupa birliğinden sağlandı.LHC deney başladığında ortaya çıkan sorundan dolayı 2009 ilkbaharına kadar faaliyete başlamayacak.

http://software.silicon.com/applications/0,39024653,39297565,00.htm

10 yılda 10 devrim

Son 10 yıla damgasını vuran bu 10 bilimsel devrim sayesinde ne Dünya ne de üzerindeki yaşam eskisi gibi olacak.

Mars'ta su bulunmasından yüzyılın deneyi olarak adlandırılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısına, Eris cüce gezegeninin ortaya çıkartılmasından klonlamaya, bilim dünyasının son 10 yılda kaydettiği ilerlemeler bir büyük bilim atılımının adımları sayılabilir. Zira bu bilimsel zaferler sayesinde ne Dünya ne de üzerindeki yaşam eskisi gibi olacak.

İşte son 10 yıla damgasını vuran devrim niteliğindeki bilimsel keşif ve gelişmeler:

1. BÜYÜK HADRON ÇARPIŞTIRICISI
Yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen 10 milyar dolarlık araştırmada, Büyük Hadron Çarpıştırıcısıyla, 14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamının yaratılması amaçlanıyor.

091228-bilimsel10devrim2.widec[1]

İsviçre'nin Cenevre kentindeki yeraltı tünelinde yapılan deneyde geçen yıl ilk kez çalıştırılan atom çarpıştırıcısı, bir ton helyumun tünele sızmasına yol açan elektrik bağlantısı arızası yüzünden kapatıldı. Bu yılın sonlarında yapılan ve gelecek yıl yapılacak asıl çarpıştırma operasyonunun provası olarak görülen "Atlas" adlı deneyde ise 1,18 trilyon elektrot volt gücünde, karşı yönlerde yol alan iki parçacık ışınının çarpışmayı doğurduğu açıklandı.

Çarpıştırıcının katedral büyüklüğündeki dev odasında bulunan belli başlı dört detektörden biri, ilk yüksek enerjili proton çarpışmasını dünya rekoru olarak kaydetti. Çarpıştırıcının enerjisi aşama aşama artırılmaya devam edecek.

Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton huzmesi veriliyor. Işın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol alıyor. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, kozmosun doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor.

2. KÖK HÜCREDE BÜYÜK DEVRİM
Japon bilim adamı Şinya Yamanaka, Kasım 2007'de, insan embriyosu kullanmadan kök hücre üretilebileceğini kanıtlayarak bilim dünyasının kanını donduracak bir atılıma imza attı.

Yamanaka, Kyoto Üniversitesi laboratuvarında, insan embriyosu kullanmadan kök hücre üretilebileceğini, farelerden alınan deri hücreleri üzerinde genetik oynama yaparak gösterdi. Araştırmayla elde edilen kök hücrenin insan embriyosu kullanılmadan üretilmesi, kök hücre çalışmalarına izin vermeyen çevreleri rahatsız etmeyecek olması dolayısıyla da büyük önem taşıyor.

Kısaca iPS olarak adlandırılan, yeni geliştirilmiş kök hücre tipi, yetişkin deri hücrelerine dört gen yerleştirerek ortaya çıkardı. Vücuttaki 220 hücre tipinden herhangi birinin sayısız kopyasını oluşturma yeteneğine sahip embriyonik kök hücreler gibi davranmaya başlayan iPS hücreleri, hastanın kendi yetişkin hücrelerinden türetildiği için bağışıklık sistemi tarafından reddedilme riski taşımıyor. iPS hücreleri, embriyolardan türetilmediğinden büyük bir ahlaki ve dini soruna yol açmıyor.

3. DÜŞÜNCE GÜCÜYLE MEKANİK HAREKET
Beynin har,tasını çıkarma yolunda son on yılda atılan dev adımların başında, bedensel hareketlerin kontrolü sırasında beyinde oluaşn elektromanyetik akımları tespit edebişmekti. Nort Carolina Üniversitesi’nden bilimciler, bir maymunun beynine belli noktalara yerleştirdikleri elektrotlarla bu elektrik komutşarı bilgisayara taşımayı ve maymunun bir mekanik kolu hareket ettirmesini sağlamayı başardı. Bu deney farklı üniversitelerce tekrarlandı ve geliştirildi.

Son gelinen noktada İtalyan bilimciler, 2 Aralık 2009’da kamuoyuna sergiledikleri sistemle, kolunu bir trafik kazasında kaybetmiş bir insanın sinirlerine bağlı mekanik bir kolu hareket ettirmesini sağlayabildi. Sinir sistemindeki bu gelişmeler, çok da uzak olmayan bir gelecekte, uzuvlarını kaybetmiş veya felçli hastaların hayatını oldukça kolaylaştıracak robotik protezler geliştirilmesine olanak sağlayacak.

Eris_and_dysnomia2[1]

4. CÜCE GEZEGEN ERİS
Tanımı konusunda gökbilimcileri ikiye ayıran ve en sonunda "cüce gezegen" sınıfında yer almasına karar verilen Eris, 2005 yılında keşfedildi.

Eris, keşfinden sonraki ilk yılında güneş sisteminin 10. gezegeni olarak anılırken, Uluslararası Astronomi Birliğinin gezegen tanımını yayımlamasının ardından "cüce gezegen" sınıfına sokuldu.

Buzullarla kaplı gezegenin yeni statüsü, kendisinden daha küçük olan Plüton'un da "cüce gezegen" kabul edilmesine yol açtı ve güneş sistemindeki gezegen sayısı Astronomi Birliğinin kararıyla 8'e düşürüldü.

Keşfedilen gezegene, tanımı üzerindeki tartışmalar nedeniyle, mitolojide kavga ve nifak tanrıçası olarak bilinen Eris'in adı uygun görüldü.

Plüton'dan yaklaşık 115 kilometre daha geniş olan Eris, güneş sistemindeki en uzak gezegen olarak biliniyor. Eris'in güneşten uzaklığı 14,5 milyar kilometreyi buluyor. 2005 yılında yapılan gözlemlerde Eris'in bir de uydusu bulunduğu keşfedildi ve bu uyduya Dysnomia adı verildi.

Eris'in yörüngesi, Güneş sistemindeki diğer gezegenlerin yörüngesel düzlemine 45 derece eğik konumda bulunuyor. Bu eğim yüzünden 2005 yılına kadar gözlerden uzak kaldığı düşünülen Eris, Güneş'in çevresindeki turunu 560 yılda tamamlıyor.

5. 7 MİLYON YILLIK KAFATASI
Afrika'nın Çad çöllerinde 2001 yılında bulunan ve 6-7 milyon yıllık olduğu tahmin edilen kafatası, insanoğlunun atasına dair tartışmaların merkezi haline geldi.

Toumai adı verilen kafatasını bulan Michel Brunet liderliğindeki Poitiers Üniversitesi ekibi, kafatasının bir insansıya, insanların atasına ait olduğunu duyurdu.

Bilim dünyasında bu görüşe karşı çıkanlar da oldu. Bir kısım bilim adamı, kafatasını, maymunlarla insan arasındaki kayıp halka olarak kabul ederken, bir diğer kısım bunun bir gorile ait olduğu tezini savundu.

Soyağacında halen belirsiz bir yere sahip olan Toumai'nin karakteristik özelliklerinde hem insan, hem de maymunla bağlantılar kuruldu, ancak halen nihai bir sonuca varılamadı. Bazı bilim adamları, bulunan kafatasından yola çıkarak, insansıların 7 milyon yıl iki ayak üzerinde yürüdüğü iddiasını da ortaya attı.

6. GÜNEŞ SİSTEMİNİN DIŞINDAKİ GEZEGENLER
Evrende yalnız olmadığımızı ispatlamaya yönelik araştırmaların odak noktasında bulunan güneş sisteminin dışındaki gezegenlere ilişkin keşiflerin tarihi, 1990'lı yılların başlarına dayanıyor. Bu yıllarda, güneş sisteminin dışında keşfedilen gezegen sayısı tek haneli sayılarla gösterilirken, 2000 yılında 20 kadar gezegen daha bulundu ve bu sayı son 10 yılda yüzlerce olarak anılmaya başladı.

Dünyaya trilyonlarca kilometre uzaklıkta bulunan bazı gezegenlerin teleskoplarla fotoğrafları çekilebildi. Keşfedilen 400'den fazla gezegenin büyük bölümünün, Jüpiter ve Satürn gibi devasa gaz gezegeni olduğu açıklanırken gökbilimciler çalışmalarını, yaşam izine rastlayabileceklerini düşündükleri Dünya benzeri gezegenler üzerinde yoğunlaştırdı.

7. KLONLAMA
Klonlama çağı, 1997 yılında ilk memelinin, Dolly adı verilen bir koyunun klonlanmasıyla başladı.

Dolly'i 2000 yılında bir maymun takip etti ve dünyanın farklı yerlerinde birçok araştırmacı, bu iki örneğin ardından at, inek ve kedi gibi birçok hayvan türünü klonlamayı başardı.

2001 yılında Güney Asya öküzü, 2009 yılında ise bir deve ile bir bizon klonlandı.

8. MARS'TA SU BULUNMASI
Kızıl Gezegen Mars'ta su bulunduğu iddiası doğrulandı. NASA, uzay aracı Phoenix'in, suyun varlığını kanıtlamakla kalmadığını, suya temas ettiğini açıkladı.

Mayıs ayından bu yana Mars'ın yüzeyini, mekanik kolunu kürek yerine kullanarak inceleyen robotun, gezegenin daha önce tahlil edilmemiş bölgesinde suyla karşılaştığı belirtildi.

microrna_biogenesis[1]

9. MİCRO-RNA
İlk kez 1993 yılında keşfedilen, ancak adını 2001 yılında alan microRNA'lar, sağlık ile hastalık arasında önemli bir rolü bulunan genetik şifre parçacıklarından oluşuyor.

Genin nasıl çalıştığını kontrol eden hücrelerin düzenli çalışması için ihtiyaç duyulan dengenin sağlanmasına yardımcı olan bu parçacıklar işlevini kaybettiğinde hastalıklar ortaya çıkıyor.

MicroRNA'ların bu nedenle yeni ilaçların keşfinde çok büyük önemi bulunduğuna inanılıyor.

10. GENOM HAYVANAT BAHÇESİ
Uluslararası bir çalışma olan Genom Hayvanat Bahçesi projesiyle, bir organizmanın DNA'sında kayıtlı genetik bilgilerin tamamına ulaşılmasında maliyetin düşürülmesi amaçlanıyor.

635 milyon avroya ve 10 yıllık bir çalışmaya mal olan proje, hücrelerin nasıl çalıştığının ortaya çıkarılmasına ve hastalıkların sayısız metotla araştırılmasına katkıda bulunuyor.

Bilim adamları, Genom 10K adı verilen Genom Hayvanat Bahçesini yaratarak, 10 bin omurgalı türün kayıtlı genetik bilgilerinin tamamına ulaşmayı amaçlıyor.

Harvard'da derslere girmek ister misiniz?

Bu yıl Mart ayında kurulan Academic Earth sitesi; Harvard, MIT, Stanford, Yale ve Princeton gibi okullarındaki bir çok dersin tamamının kaydını bulunduruyor.

Richard Ludlow’un MIT Matematik profesörü Gilbert Strang ile ortaklaşa çalışması ile dünya üzerindeki herkes ABD’deki en iyi eğitime internet üzerinden ulaşabilecek. İkilinin Mart ayı sonunda tamamladığı ‘tüm dersi internette verme’ denemesi kısa sürede diğer üniversitelerden de destek gördü. 2009-2010 yılı güz akademik dönemin kısa bir süre önce sona ermesiyle de eşsiz bir bilgi hazinesi oluştu.

harvard[1]

Time Dergisi’nin 2009 yılının en iyi siteleri arasında 9’uncu seçilen Academic Earth sitesi, internet üzerinde sanal bir üniversite görevi görüyor. Astronomi’den Biyoloji’ye, Bilgisayar Mühendisliği’nden Siyasi Bilimler’e tam 24 branşta site kullanıcıları diledikleri tüm dersleri başından sonuna kadar izleyebiliyor.

Ayrıca öğretmenlerin sadece siteye özel yaptığı ders kayıtları bulunuyor.

harvard_university_building[1]

http://www.academicearth.org adresinden ulaşılabilen sitede kullanıcılar öğretmenlerine not da verebiliyor. Bu doğrultuda kullanıcılar en yüksek not alan öğretmenleri takip edebiliyor.

Aralarında Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ile Google’ın kurucusu Larry Page’in Stanford’da verdiği girişimcilik derslerinin de yer aldığı sitede yaklaşık 500 öğretmenin kayıtları bulunuyor.

Kabloların sınırı aşılıyor.

Dünyanın en hızlı internet bağlatısını sağlayacak olan yeni fiber optik kabloların kapasitesi sizce ne kadar?

İnternetin hızla geliştiği günümüzde, Türkiye'deki evlerin/ofislerin sahip olduğu bağlantı seçeneklerinin dünya geneline göre ne kadar düşük olduğunun farkındasınızdır. Bizler 1Mbit-8Mbit ile uğraşadururken, Google'ın Asya'nın güneydoğusunda test ettiği yeni kablolara da bir göz atalım. Asya'nın güneydoğusunda (SJC) denizin altında bulunan ve Tayland ile Filipinler'in de dahil olduğu ülkeler arasındaki interneti taşıyacak olan kablolar üzerinden tam 17Tbps hızda veri geçiyor.

164ASP21704517

17Tbps size anlamlı gelmedi mi? Şöyle diyelim bir de: 17 Terabit Per Second. Yani 10^9 bit (10 üzeri 9 bit). 1 Terabyte, 1024 Gigabyte ediyor (Tıpkı 1 Gigabyte'ın 1024 Megabyte ettiği gibi). Bu kablo için Google 400 Milyon Amerikan Doları, yani 245 Milyon Euro ödenek ayırmış ve Asyalı ortaklarıyla bu projeyi başlatmış. Sıkı durun, kısa süre içerisinde bu kablonun kapasitesinin 23Tbps'ye çıkartılması bekleniyormuş.

Google sabit diskleri gözden çıkardı!

Chrome OS netbooklar 7 saniyede açılacak, tüm uygulamalar ve dosya depolama Google sunucuları üzerinde bulunacak.

İnternette gezinmeyle alakalı hemen her alt sektörün liderliğine oynayan Google, netbooklar için geliştirdiği açık kaynak kodlu ve ücretsiz Chrome işletim sistemini tanıttı. Google, 2010 yılının ikinci yarısında 'özel üretim' bilgisayarlarda görülmeye başlayacak sistemin ‘çok hızlı’ olacağını iddia ediyor.

Firmanın ürün geliştirmeden sorumlu genel müdür yardımcısı Sundar Pichai, Chrome OS yüklü netbookun açma düğmesine basılmasından sadece 7 saniye sonrade çalışır duruma geçeceğini söyledi. “Bir televizyon gibi olmasını istiyoruz. Açma düğmesine basıldığı anda internete bağlı şekilde kullanıma hazır olmalı” diye konuşan Pichai, sistemin sabit diskli değil , solid-state veya flash bellekli netbooklarla çalışacağını belirtti.

Yeni işletim sisteminin internet odaklı ve hızlı olması elbette bazı fedakarlıklar istiyor. Basın toplantısında açıklanan bilgilere göre sistemin yüklü olacağı netbooklarda tüm uygulamalar, güncellemeler ve bilgi depolama ihtiyaçları web-tabanlı olarak gerçekleşecek. Yani kullanıcı, sabit diski olmayacağı için geniş dosyalarını, klasörlerini, fotoğraflarını vs. bilgisayarında muhafaza edemeyecek.

EN İDDİALI ‘CLOUD COMPUTING’ PROJESİ
İlk bakışta dezavantaj gibi görünse de dosyaların bilgisayarda depolanmama meselesine Google “sunucu” çözümü getiriyor. Buna göre kullanıcının tüm dosyaları Google sunucuları üzerindeki ‘kişisel alanda’ toplanıyor ve kullanıcının dosyalarında yaptığı bütün değişiklikler aslında ve anında ‘sunucuda’ gerçekleşiyor.

Başka deyişle ‘cloud computing’ adı verilen web-tabanlı bilgi ve uygulama depolama/kullanma servislerinin en iddialısı olarak da nitelendirilebilecek sistem, Chrome OS yüklü netbook sahiplerinin sabit disk olarak Google’da kendilerine ayrılan sunucu alanını kullanacakları anlamına geliyor.

Böylece kullanıcı netbookunu kaybetse bile, yeni bir netbooktan kullanıcı adı ve şifresiyle bağlandığı anda tüm eski masaüstü, uygulamalar ve dosyalar anında elinin altında olacak. Netbookun internete bağlı olmadığı zaman da bazı yazı, hesaplama ve oyun uygulamaları çalışabilecek.

Google’ın netbook üreticileriyle görüşmeleri sürdürdüğü ve yeni sistemin yüklü olacağı netbookların büyük ihtimalle Google OS markası taşıyacağı söyleniyor.

Hayatımız televizyon olacak

Sadece 5 yıl sonra yılda 500 milyar saat televizyon izliyor olacağız. Sorumlu ise gittikçe hızlanan genişbant internet bağlantısı.

İnternet erişim hızının katlanarak artması televizyon izleme seanslarını hızla internete taşıyor. Intel araştırmasına göre 2015 yılına gelindiğinde, izlediğimiz televizyon ve video içeriğinin yarısından fazlasına internet yoluyla ulaşacağız.

Araştırmada ayrıca televizyon/video izlenebilen cihaz sayısının 2015 yılında 12 milyarı bulacağı, bu cihazlarla yılda 500 milyar saat video görüntü izleneceği belirtildi.

Intel firmasınca açıklanan rakamlara göre 2013 yılına gelindiğinde internet üzerinden aktarılan bilginin yüzde 90’ını video-televizyon yayınları oluşturacak. Tüm dünyada izlenen tv/video aktarımının da yüzde 60’ı internet üzerinden gerçekleşecek.

Firmanın ın dijital TV, DVD oynatıcı ve gelişmiş set üstü multimedya konsolları için ürettiği CE4100 (Sodaville) çipsetinin tanıtım toplantısında konuşan teknolojiden sorumlu direktör Justin Rattner, “çok yakın gelecekte tamamen mobil hale gelmiş, interaktif, kişiselleştirilebilir ve bilgilendirici video/televizyon servislerini kullanıyor olacağız” dedi.

Rattner’a göre televizyon ve video yayın özelliğine sahip mobil iletişim cihazlarının yanı sıra bu özelliklerle birlikte tüm internet olanaklarını tek kutuda toplayan ve had safhada basit ve kişiselleştirlebilir sistemlerin de ‘televizyon’ pazarına hakim olacağı kanısında.

Firmanın açıkladığı araştırmaya göre IPTV (internet üzerinden tv yayını) kullananların tüm televizyon izleyicileri içindeki payı 2015 yılında yüzde 70’e yaklaşacak.

NASA "Tweet"liyor.

NASA, Hubble bakımı gerçekleştirilirken, uzayda ne olup bittiğini Twitter üzerinden an be an bildiriyor.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı'nın (NASA) Hubble uzay teleskobunun onarım ve modernizasyon çalışmalarını, yükselen sosyal ağ trendi Twitter aracılığıyla an be an kamuoyuyla paylaşılıyor.

Hubble teleskobunun onarım ve modernizasyonu için yapılacak beş uzay yürüyüşünden ikisine katılacak 47 yaşındaki deneyimli astronot Mike Massimino, bu görev için Nisanda Houston'da yapılan eğitim çalışmalarında da Twitter'ı kullanmıştı.

2002'de Hubble teleskobuna gönderilen ekipte de yer alan ve bu sırada iki uzay yürüyüşü yapan tecrübeli astronotun Twitter'daki kullanıcı adı "Astro_Mike".

http://twitter.com/Astro_Mike

Harvard uzmanları; “Google bu yeni icadımızla birlikte Commodore 64 gibi kalacak”.

Harvard Üniversitesi, dünyanın en büyük arama motoru Google’ı tahtından indirecek yeni bir sistem üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Adsız

Harvard uzmanları bu konuda ne kadar iddialı olduklarını da, “Google bu yeni icadımızla birlikte Commodore 64 gibi kalacak” sözleriyle dile getirdi. (Commodore 64, şu anki bilgisayarların ilkel versiyonu olarak kabul ediliyor)
Mayıs sonunda kullanılmaya başlanılacak Wolfram Alpha adlı bir program ve internet arama motoru sayesinde artık tıpkı Uzay Yolu’ndaki bilgisayar gibi arama motoruna soru sorabileceğiz. Wolfram Alpha’da ise, kutuya sadece “Everest Dağı’nın yüksekliği nedir” sorusu yazılacak ve cevap çıkacak.. Ayrıca, program sesi de tanıyabiliyor.
Yani soru yazılarak değil de sesle de sorulabilecek. Programın özelliği bununla da kalmayacak. Şöyle soruları da yanıtlayabilecek:

- Everest’in boyunu Golden Gate Köprüsü ile karşılaştır.

- Hangisi daha yüksek.

- JFK öldürüldüğünde, Londra’da hava nasıldı?

Ücretsiz kullanılacak olan Wolfram, Harvard’lı fizikçi Steven Wolfram tarafından geliştirildi.

http://www.wolframalpha.com/

http://blog.wolfram.com/2009/03/05/wolframalpha-is-coming/

İstenmeyen e-posta, çevreye de zarar veriyor

Spam göndermek için kullanılan elektriğin 2.1 milyon evin kullandığı elektriğe eşdeğer olduğu açıklandı.

Günümüzde dünyanın e-posta trafiğinin yaklaşık olarak %80’inden fazlası ucuz ilaçlar, servis tanıtımları, yetkilendirilmemiş reklamlar gibi istenmeyen e-postalar (Spam) oluşturuyor. İnternet kullanıcılarını rahatsız eden Spam, yapılan bir araştırmaya göre çevreyi de tehdit ediyor.

Yazılım ve İnternet güvenliği firması McAfee'nin yaptığı araştırma, spam gönderiminin yıllık maliyetinin 33 milyar kilowatt/saat olduğunu ortaya çıkardı. Bu rakam, ABD’de bulunan 2.1 milyon evin harcadığı elektrik enerjisine eşit.

McAfee tarafından açıklanan araştırma, Symantec'in geçtiğimiz günlerde yayınladığı, siber suçluların çalıntı kredi kartlarının 7 kuruş, çalıntı kimlik bilgilerinin tamamının ise 80 kuruş karşılığında satıldığını gösteren raporun ardından yayınlandı.

Symantec'in Internet Güvenlik Tehdidi Raporu, İnternet'te kaydedilen Spam posta miktarının 2007 ve 2008 yıl sonları arasında %192'lik bir artışla 349,6 milyara ulaştığını ortaya koyuyor. Rapora göre, istenmeyen e-posta gönderilerinin %90'ı 'botnet'ler tarafından gerçekleştirildi.

'Botnet'ler, sahibinin izni olmadan, casus yazılımlar ve solucan gibi virüsler ile ele geçirilmiş bilgisayar sistemlerinden oluşan ağları ifade ediyor. Günümüzde milyonlarca bilgisayarı ele geçirmiş olan Conficker virüsü, bilinen en büyük botneti oluşturmuş durumda.

McAfee geçtiğimiz yıl 62 trilyon istenmeyen e-postanın gönderildiğini tahmin ediyor. Bu istenmeyen e-postaların gönderilmesi ve alıcı tarafından silinmesi için kullanılan enerjiyi üretmek için ortaya çıkan sera gazının 3.1 milyon otomobilin emisyonuna eşdeğer olduğu da belirtildi.

Facebook neden kuruldu?

Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg'in hayatını anlatan kitapta siteyi "daha fazla kız tavlamak için" kurduğu yer alıyor.

Facebook'un kurucusu ve sahibi Mark Zuckerberg. Mark Zuckerberg'in hayatını ve Facebook'un nasıl kurulduğunu anlatan yeni bir kitapta 'Silikon Vadisi'nin genç dahisi için ilginç iddialarda bulunuldu.
Ben Mezrich'in yazdığı kitapta zuckerberg'in siteyi Harvard'daki gizli bir klübe üye olup "daha fazla kız tavlamak için" kurduğu iddia edildi. Ayrıca 24 yaşındaki Zuckerberg'in bugün kraliyet ailelerinin genç üyeleriyle lüks yatlarda gezdiği de ortaya çıktı.
Dünyanın en büyük internet sitelerinden biri haline gelen Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg'in Harvard Üniversitesi'nde okuduğu yıllarda sitenin ilk versiyonunu gizli bir klübe üye olmak ve öğrenci kızları bu siteden bulup tavlamak için kurduğu ortaya çıktı.
Zuckerberg'in yakın çevresiyle konuşarak hakkında bir kitap yazan Ben Mezrich'e göre Mark yakın arkadaşlarına "Şu site çalışır hale geldiğinde bütün kızlar elimizin altında olacak. Üstelik popülerliğim de artacak" diyordu.

Google'ın e-posta hizmeti Gmail 5 yaşında

Zaman çabuk geçiyor. Başlangıçta sunduğu 1 GB kapasiteyle web posta dünyasını sarsan Google'ın e-posta istemcisi Gmail, 5 yaşına bastı. 5 yıl önce web postaların halini hatırlıyor musunuz?

5 yıl önce bir gigabayt kapasite sunarak sınırları zorlayan Google'ın halen beta aşamasında olan web e-posta istemcisi Gmail, bugün 7311 megabayt yani 7 GB e-posta kapasitesi sunuyor. Bu sadece e-postayla sınırlı olsa neyse. Gmail drive ile bu kapasiteyi farklı ihtiyaçlar için de kullanabiliyorsunuz. Sadece 5-10 megabayt kapasiteli eklentilerin anca saklanabildiği o yıllardan bugüne çok şey değişti. Gmail tek seferde 20 megabayt'lık dosya göndermemizi sağlıyor -ki bu 2004 yılında bir web posta hesabının sunduğu toplam saklama kapasitesi idi.

Gmail'i geliştiren mühendisler, o günün sıkıcı web posta arayüzleri ve desteklerinden bayılmaları sonucu bu kadar iyi bir servisi hayata geçirmeyi başardılar. HTML ve JavaScript'in (AJAX) kombinasyonunu kullanan Gmail arayüzü son derece hızlı ve verimli bir arayüz sunuyor.

Gmail bugün aynı pencereden sohbet, video sohbet ve çarpıcı yeniliklerin duyurulduğu Gmail Laboratuarları ile bugün gerçekten sıkı bir hizmet veriyor. 43 deneysel özelliğin bulunduğu laboratuar dışında Gmail hizmetinden milyonlarca şirket toplam 52 ayrı dilde yararlanabiliyor. Ve artık bir gigabayt artık büyük bir değer ifade etmiyor. 2004'te hayal bile edilemeyecek olan hızlardaki web tarayıcıları bugün web posta oyuncularını da etkiliyor. Gmail, önümüzdeki 5 yıl içinde geçtiğimiz 5 yıla göre çok daha radikal değişikliklerin gerçekleşeceğini öngörüyor. İyi ki doğdun Gmail!

Firefox, Internet Explorer'ı geçti.

Açık kaynağın destanını yazmaya emin adımlarla devam eden Firefox, Internet Explorer'ı Antarktika'dan sonra ikinci kıtada da geride bıraktı.

Internet Explorer 8'i çıkarmasının hemen ardından gelen bu haber, Microsoft'u hayli üzecek gibi görünüyor. Zira geçtiğimiz ay Antarktika'da %100'lük pazar payıyla şov yapan açık kaynaklı yazılımların bıçkın delikanlısı Mozilla Firefox, şimdi de Avrupa'da lider konuma geçti.

IE7 Geride Kaldı

StatCounter'ın araştırma sonuçları, Firefox 3'ün ilk defa Internet Explorer 7'yi geride bıraktığını ortaya çıkardı. Verilere göre Firefox %35,05 pazar payına ulaşırken, IE7 %34,54'te kaldı.

IE8 ve IE6 kullananlar da hesaba katıldığında, Firefox bu toplamdan sadece %10'luk bir payda geri kalıyor. Diğer bir deyişle, önümüzdeki yıl bugünlerde Firefox'un tüm IE sürümlerinin toplamından daha geniş pazar payına sahip olduğunu görebiliriz.