Rusya uzayda çok açılacak!
Yeni bir uzay üssü kurmayı kararlaştıran Rusya, Ay’a kozmonot ve astronot taşıyabilecek yeni bir insanlı aracın tanıtımını yaptı.
Rusya, önümüzdeki yıllarda emektar Soyuz’un yerini alacak olan yeni insanlı uzay aracının maketini İngiltere’deki ünlü Farnborough Havacılık Fuarı’nda gösterime açtı. Araç, yapımına başlanan yeni nesil roketle fırlatılmak üzere ve Ay’a insan taşıyabilecek kapasitede tasarlanmış bulunuyor.
Rusya’nın insanlı uzay araçları programının belkemiği olan ve 40 yıldır hizmet gören üç kozmonot kapasiteli Soyuz kapsüllerinin yerini alacak olan araç altı kozmonot taşıyacak. Araç ayrıca Avrupalı ve Amerikalı astronotları da taşıyabilecek.
NASA’nın bu yıl sonuna kadar uzay mekikleri filosunu emekliye ayırmasının ardından, yeni Rus aracı geliştirilene kadar Soyuz kapsülleri ve yeni geliştirilecek olan Rus aracı, Uluslararası Uzay İstasyonu ile Dünya arasındaki tek yolcu taşıma araçları olacak. ABD daha önce Ay’a yeniden dönüş için tasarladığı Orion uzay aracını, Başkan Barack Obama’nın kararıyla rafa kaldırmıştı.
Geçtiğimiz yıl Rus Uzay Kurumu Roskosmos tarafından aracı tasarlamakla görevlendirilen RKK Energia şirketinin yöneticilerinden Nikolai Zelenshikov, ön tasarımın Nisan’da Rus uzay kurumu Roscosmos’a sunulduğunu ve “eleştiriler de dahil” görüş alındığını açıkladı. Rus uzay programına yakın kaynaklar, yeni araçla ilgili eleştirilerin başında Dünya’ya dönüşünde yere inişini şimdiye kadar kullanılan paraşütler yerine, katı yakıtlı iniş motorlarının yardımıyla yapacak olması. Halen kıtalararası balistik füzelerde kullanılan katı yakıtların, kontrolünün güçlüğü nedeniyle altı insan taşıyacak bir araç için uygun olmadığı görüşü yaygın. Ancak, Rus askeri mühendislerinin yardımıyla katı yakıtlı motorlar kullanan bir deney aracı geliştiren RKK Energia tasarımcılarının, ön modeldeki iniş düzeneğine sadık kalmakla birlikte ek bir güvenlik önlemi olarak tasarıma bir de iniş paraşütü ekledikleri bildiriliyor.
RKK Energia, kozmonot taşıyacak yeni aracı Rus Hükümeti’nin geçtiğimiz yıl geliştirilmesi talimatını verdiği yeni nesil fırlatma aracı Rus-M roketine monte edilecek şekilde tasarlamış. Roketin 2015 yılında Rusya’nın inşasına hazırlandığı yeni uzay üssünde hizmete girmesinin planlanmasına karşılık, Başbakan Vladimir Putin’in yapımını onayladığı Vostochny (Doğu) uzay üssünün yapımının uzun yıllar alabileceği söyleniyor.
Ancak RKK Energia yetkililerine göre yeni roket halen Rus uzay programında kullanılan Zenit roketlerine hayli yakın olduğundan, yeni insanlı aracın ilk başta Zenit roketleriyle Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssü’nden fırlatılabilecek.
YENİ HAMLE İÇİN YENİ ÜS
Ekonomik nedenlerle son yıllarda uzay programını büyük ölçüde askıya aldıktan sonra petrol ve doğal gaz satışlarının getirdiği zenginlikle uzayda yeni hamlelere hazırlanan Rusya, ülkenin uzak doğusunda Amur bölgesindeki Uglegorsk kasabası yakınlarında yeni bir uzay üssü kurmak için çalışmalara başlıyor.
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Putin, üssün kurulması için gelecek üç yıl içinde 800 milyon dolarlık bir harcama planına onay vermişti. Vostochny üssünün, Sovyetler Birliği döneminde Kazakistan’da inşa edilen ve halen kira ile kullanılan Baykonur uzay üssüne bağımlılığı azaltmaya yönelik olduğu söyleniyor.
Baykonur’dan daha küçük olarak tasarlanan Vostochny, 700 kilometrekarelik bir alan içinde yeni tasarımlı roket rampaları, modern yaşam alanları ve gelişkin laboratuarlar içerecek.
Yapımında 30.000 uzman personelin görev alacağı üssün 2015 yılında tamamlanması öngörülüyor. Aynı yıl içinde yeni roketin üsten fırlatılmasının ardından yeni geliştirilen insanlı araçla ilk uçuşun 2018 yılında gerçekleştirilebileceği umuluyor.
ÖNCE AY, SONRA MARS
Uzun bir aradan sonra iddialı yeni bir başlangıcın ilk adımlarını atmaya başlayan Rusya’nın stratejik hedefleri arasında uzayın fethi de bulunuyor. RKK Energia başkan yardımcısı Nikolai Zelenshikov, “Biz insanlı uzay programının ana hedefinin Mars , ara durağın da Ay olması gerektiği düşüncesindeyiz” diyor.
ABD Başkanı Barack Obama da geçtiğimiz aylarda ABD’nin uzay programının stratejik hedefi olarak Mars’ı göstermişti. Ancak daha öncesi için planlanan Ay’a dönüş projesini ve bunun için tasarlanan Orion aracı ile Ares roket tasarımlarını durduran Obama, aldığı tepkiler üzerine “daha gelişkin” bir insanlı araç ve daha güçlü bir roket ailesi geliştirilmesi için talimat vermişti.
Yeni programı için ortaklar arayışını sürdürmekte olan Rusya, halen Avrupa Uzay Ajansı ile birlikte Mars’a yolculuk koşullarının kapalı bir ortamda denendiği bir deneyi yürütüyor. 2011 yılı başlarında Soyuz uzay araçları, ESA’nın Fransız Guyana’sındaki Kourou uzay merkezi’nden de fırlatılmaya başlanacak.
Aynı yıl Rusya Mars’ın uydusu Phobos’tan kaya örnekleri getirmek üzere planladığı Phobos_Grunt projesi kapsamından olarak bir Çin uzay sondasını da Mars çevresinde yörüngeye yerleştirecek.
Sunday, July 25, 2010 | Labels: Uzay | 0 Comments
Sıvı Aynalı Teleskoplar Ay Yolunda
Kanadalı araştırmacılar, gelecekte Ay’ın üzerine yerleştirilmesi planlanan teleskopta da kullanabilecekleri bir akışkan ayna ürettiler.
İlk Sıvı Aynalı Teleskop NASA JSC’de üretilip, Cloudcroft, New Mexico’ya taşındı. Teleskop, 3 m çapa sahip bir tabla içerisinde 4 galon sıvı cıvanın 10 rpm ile dönmesi ile çalışmakta. Merkezde oluşan güç ile eğilen cıva yüzeyi, dünyanın yerçekimi ve merkez kaç kuvveti etkisi ile mükemmel bir parabolik yüzey elde edilir ve f/1.5 oranında reflekte değerine sahip, optik kalitesi parlatılmış cam yüzeyi ile eşdeğer bir ayna elde edilmiş olunur. Gerekli olan stabiliteyi sağlamak içinde bütün ayna tertibatı havalı destek üzerine monte edilmiştir.
Akışkan aynalarla çalışan teleskoplar, normal aynalarla çalışan teleskoplardan yüz kat daha güçlü oluyorlar ve büyük olasılıkla da, uzayda bir araya getirilmeleri daha kolay olan parçalardan oluşuyorlar. Bu nedenle de, normal teleskoplardan çok daha büyük çaplara sahip olacak şekilde geliştirilmeleri olası. Örneğin, Hubble’dan çok daha güçlü olan ve 2013 yılında uzaya gönderilmesi planlanan James Webb teleskopunun çapı yaklaşık 6 metre kadarken, akışkan aynaların kullanılmasıyla yapılacak ay teleskoplarının çaplarının 20 ile 100 metre arasında değişen çaplarının bulunabileceği öneriliyor. NASA tarafından da desteklenen projeyle üretilen akışkan ayna, gümüş filmle kaplı bir iyonik akışkan havuzundan meydana geliyor.
Bu iyonik akışkanın en önemli özelliklerinden birisi de, Ay yüzeyindeki sert koşullara uyum gösterecek kadar düşük bir donma noktasına sahip oluşu. Bilim insanları, Ay yüzeyine teleskop yerleştirilmesiyle, Dünya’dan çekilen fotoğraflarda kalite düşüklüğüne neden olan atmosfer etkisinden de kurtulmuş olacaklar. Şimdilik tek sorun, bu teknolojinin son derece pahalı oluşu. Projeye hemen başlanması durumundaysa yapımın 20 yıl kadar sürmesi bekleniyor.
Wednesday, May 19, 2010 | Labels: Bilim, Uzay, Yeni Malzemeler | 0 Comments
DARPA’nın 50 yılı
Amerika Birleşik Devletlerini teknolojik süprizler karşısında hazırlıksız bırakmamak için kurulan DARPA, 50 yıldır çok önemli başarılara ve hatalara imza attı.
Başarılı Projeleri
İnternet: Günümüzde kimin birçok bilgisayarı birbirine bağlayarak ağ yapısını icat ettiği hakkında tartışmalar mevcuttur. Ancak bunun 1960’larda DARPA tarafından kurulan ARPANET ağı olmadan gerçekleşemeyeceğini biliyoruz. Bu ağın asıl amacı kendi kendini tamamlayan ve ağ içerisinde bir cihazın bozulduğunda veya devre dışı kaldığında bile diğer ağa bağlı bilgisayarlar tarafından onun işinin görülmesi ve işin aksamamasıdır. Bu bilgi aktarımı ilk defa ayrı büyük ağlar tarafından iletildiği bir yapıydı ve sabit akışlı değildi. Sayesinde günümüzde hala kullanılan TCP/IP özelliğinin bulunmasını sağlandı.
GPS: Küresel konumlama sistemi(GPS) kesinlikle şu an hayatımızda olmasaydı kaybolmuştuk. Ancak bundan önce şimdiki NAVSTAR GPS uyduları fırlatıldı, ve Transit adı verilen 5 DARPA uydusunun oluşturduğu sistemi oluşturdular. 1960’ta ilk kez çalıştırıldıklarında, ABD donanmasına saatlik olarak yer bildirimini 200 metre hata ile yapmaktaydılar.
Simultane Tercüme: Şu an ticari olarak satılmamasına rağmen, elde taşınabilen dil çevirisi yapan aletler DARPA tarafından geliştirilerek şu an Irak’ta kullanılması sağlandı. Doğruluk oranı bazı zamanlarda %50’ye kadar düşmesine rağmen, cihazlar yerdeki güçler tarafından çok güzel diyalogların yapılabilmesini sağladı.
Hayalet Uçaklar: DARPA’nın büyük ihtimalle süpriz teknolojilerle ortaya çıkma amacına en uygun örneğidir – bu fikirle ABD Hava Kuvvetleri bile etkilenmişlerdir. İlk prototip, Have Blue, 1970’lerin sonlarında test edildi ve F-117 Nighthawk Hayalet Uçak olarak seri üretime geçildi.
Gallium Arsenide: DARPA’nın az bilinen buluşlarından biridir, yarıiletken galyum arsenidin geliştirilmesi 1980’lerin ortalarında, 600 milyon $’lık bilgisayar araştırması sonucu gerçekleşti. Silikona göre daha pahalı olmasına rağmen, malzeme, kablosuz iletişim çipleri ile cep telefonlarından uydulara kadar yaygın olarak kullanılıyor, yüksek elektron hareketi sayesinde, yüksek frekanslarda çalışabilmesini sağlıyor.
Başarısız Projeler
Hafniyum Bombaları: Soğuk Füzyon fiyaskosu hikayesi hatırlanırsa, DARPA 1990’larda 7 milyon $’ı nükleer bir serpinti olmaksızın, büyük gama ışını patlamalarını serbest bırakacak bir bomba geliştirmek için harcadı.
Teoride aşırı-pahalı hafniyum metalinin küçük bir miktardaki radyoaktif izomerinin, X-Işınları ile vurulması sonucu bir enerji seli oluşturulması bekleniyordu. Şimdiye kadar bunun gerçekleştirebildiğine dair hiçbir kanıt yoktur.
Mekanik Fil: Vietnam savaşı sırasında, orman içerisinde herhangi bir aracaın ilerleyebileceği düzgün bir yol olmadığı için DARPA, mekanik bir film yapmak istedi. Yüksek Teknoloji Hannibal’ın aklına gelebilicek bu fikir hiç bir zaman gerçeleştirilemedi. Proje direktörü bu planı duyduğunda, “lanet aptal bir fikir” diyerek tepki verdi ve kimsenin duymadığını umarak projeyi iptal etti.
Telepati ile Anlaşan Ajanlar: Dairenin en rezil hatalarından biri 1970’lerdeki pisişik ajan programıydı, Sovyet’lerin o dönemde bu konu hakkında çalışma yaptıkları hakkında raporlar sonucu denenmeye başlanmıştı. DARPA o dönemde milyonları telepati ve piskokinetikleri görebilmek – düşünce gücü ile objeleri yerinden oynatmak – uzaktan emir verilen casuslar yaratmak – için harcamıştı. Yapamadılar.
FutureMap: Bu program örneğin terörizm ile gelecek piyasaların nasıl gelişeceğini ve durumunun ne olacağını önceden belirlemek için uygulanmıştı. Piyasaların şimdi olan olaylar ile gelecekte nasıl etkileneceklerini ve gelecekteki durumlarının nasıl olacağını tahmin etmeye çalışıyorlardı. FutureMap 2003’te, ABD politikacıları tarafından terörist vahşetleri hakkında iddaya tutuşmanın “saçma ve gülünç” olarak addedilmesi ile rafa kaldırılmıştır.
Orion: DARPA oluşturulduktan çok kısa bir süre sonra, Proje Orion, periyodik olarak arkasından nükleer bomba bırakarak ilerleyen bir gezegenlerarası uzay aracı yapmayı planlamıştı. Tüm gövde dev bir şok emici gibi tasarlanmış ve arkada koruyucu malzeme kaplı kalın bir kalkan insan yolcuları korumak için tasarlanmıştı. Nükleer serpinti endişeleri ve Kısmi Test Yasaklama Anlaşması'nın imzalanması ile 1960'ların başında proje sona erdi.
Devam Eden Projeler;
Robot Arabalar: DARPA’nın Grand Challenge yarışları sürücüsüz araçların uzun mesafeleri zor yol koşullarında aşması ve yogun trafikte yol alması gibi zor bir hedefe ulaşma çalışmalarına hız kattı.
Yarışmacılara, şimdiden ürettikleri şaşırtıcı araçları ve verdikleri fikirler için teşekkür etmekten başka bir şey yapamayız. DARPA’nın robot araçlarının gerçek ordu veya sivil senaryolarda kullanılması için büyük ihtimal fazla beklemeyeceğiz.
http://www.idsia.ch/~juergen/robotcars.html
Z-Adam: Hedef: Askerlerin dikey duvarların üzerinden ip veya merdivenler dışında saniyede 0.5 metre mesafe ile kat etmesi. Çözüm: Mikroskopik saçlar veya “setae”, kertenkelelerin duvarları ve tavanları aşmasını sağlayan yapılar. Sentetik olarak üretilmiş setae kullanan robotlar çoktan yapıldılar bile.
Sualtı Geçişi: Piyade-taşıyıcı topidolar, süperkavitasyon adı verilen fenomen sayesinde 100 knot hızlarına kadar çıkabilirler. Bu durum objenin etrafındaki suyu buharlaştıracak kadar hızlı gittiğinde, objenin etrafını çevreleyen bir tek balon içerisinde yol almasıyla oluşur.
Torpido ile su arasında temas olmaması, sürtünmeyi %70 oranında düşürür. Şu ana kadar yapılan testlerde gerçek insan olmayan uzaktan kumandalı araçlar kullanılmıştır.
Biyonik Kaslar: DARPA prostetik kasların, tam fonksiyonlu, sinirsel olarak kontrol edilebilir ve normal hissetme kapasitesine sahip olmasını istiyor ve bunun için ciddi araştırmalarda bulunan bilim adamlarını finanse ediyor.
Örneğin, Segway’in mucidinin yaptığı biyonik kolun şaşırtıcı beceriler ini gösteren video, ve başka takımların yaptığı düşünce kontrolü ile çalışan prostetik prototip.
Switchblade: DARPA şu anda insansız hava araçları(UAV)’nın geliştirilmesini destekliyor. Switchblade gelecekte uzun mesafe görevlerine uygun ilk süpersonik UAV olma yolunda ilerliyor.
10.3 milyon$’lık proje olağandışı bir tasarıma sahip. Hava aracının 61 metrelik açıklığa sahip kanatları hız kazanıldığında 60 derecelik açı ile, Mach 2 hızlarına çıkabilmesi için, bir kanat yönü önü ve diğer kanadın yönü geriye yönlenecek şekile gelene kadar dönüyor.
Dışiskeletler: Dışiskeleti bir nevi mekanik olarak bütün bir vucudu geliştirmek anlamına gelebilir. DARPA askerlerin uzun mesafeleri yürüyebilmesi ve daha fazla ağırlığı üstlerinde taşıyabilmesini istiyor.
DARPA finansmanı ile MIT tarafından geliştirilen bir dışiskelet, 36 kiloluk ağırlığın %80 oranında daha hafif hissedilebilmesini sağlıyor.
Saturday, May 01, 2010 | Labels: Bilim, İnternet, Teknoloji, Uzay, Yeni Malzemeler, Yenilenebilir Enerji | 0 Comments
Geleceğin en iyi 10 silahı
Kılıçlardan makineli tüfeklere oradan atom bombalarına geçtik. Peki ufukta görünen silahlar neler? Aşağıda en iyi 10 olasılığı sıraladık.
1. Otonom Silahlar (Autonomous weapons)
Bunlar geliştirilmekte olan robotik silahlardır. Düşmanı bul ve yok et, yerden havaya füzeler, havadan havaya füzeler ve teorik olarak bunları yaparken dost birlikler için risk oluştumaması amaçlanmakta.
Nasıl çalışır; Entegre bilgisayar sensörler yardımı ile düşmanı belirler ve sisteme bağlı silah ile hedefi yokeder. Bu işlem yapılırken dost birliklerin vurulmaması için her bir ünite ve insan üzerine dost oldugunu bildiren bir çip vs. takılabilir.
Sınırlamaları; Tanımlama yaparken hızlı bir şekilde hedefin dost veya düşman, esir veya saldırgan, sivil, ağaç, hayvan veya buna benzer objelerin karıştırılmamasının zorlukları. Sistemin insan kontrolünden çıkması olasılıgıda ayrı bir sorundur. Otonom bir robot iletişim hatası sonucu gördüğü herseyi yoketmeye calısabilir.
2. Yüksek Enerjili Lazerler (High-energy lasers)
Çok yüksek enerji taşıyan ışın demetleri uzayda düz bir çizgi boyunca ilerler. Işık hızındaki bu demetler binlerce kilometre öteden anında saldırı yapmayı olanaklı kılmakta.
Nasıl çalışır; Büyük aynaların küçük bir hedef üzerine çok güçlü lazer ışınlarını odaklaması ile yapılır. Hedef üzerinde oluşan sıcaklık sayesinde uçaklar, füzeler düşürülebilir veya yakıt ve patlayıcıları yakılabilir.
Sınırlamaları; Hedefin momentumuyla birlikte yaptıgı harekete karsı gelebilmesi için cok yüksek seviyede enerjiye ihtiyac duyulmaktadır. Çok güçlü lazerler, çok fazla yakıta ve enerjiye ihtiyaç duymaktadırlar ve atmosfer koşullarından oluşturulan demetler etkilenmektedirler.
3. Uzaya Yerleştirilen Silahlar (Space-based weapons)
Uzay sınırsız yükseklik sağlar ve uydu şeklinde yörüngeye yerleştirilen bir silah yeryüzündeki herşeyi görebilir, oraya ulaşabilir.
Nasıl çalışır; Uzaya yerleştirilen silahların en önemli amacı, Dünya üzerinde biryerden ateşlenebilecek balistik füzelerin yok edilmesini sağlamaktır. Dünya üzerinde var olan bütün füze rampalarını sürekli gözetleyen uydulardan oluşan uzay silahları bir ateşleme farkettiklerinde anında onu yok edebilme özelliğine sahip olmalılardır.
Sınırlamaları; Bu teknoliji daha çok gençtir. Reaksiyon süresi aşırı hızlı olmalıdır. Silahlar savaş başlıklarını vurmak zorundadır ve bu çok zordur. Ayrıca lazer üretimi için uzayda yakıt ve elektirik enejisi desteği verilmesi gerekmektedir.
4. Hipersonik Uçaklar (Hypersonic aircraft)
Standart bir pistten havalanabilen hipersonik uçak, mach 5 ten daha hızlı uçar ve dünyadaki herhangi biryere en fazla 2 saat içerisinde saldırabilir. Böyle bir teknolojie sahip uçak, Dünya’nın yakın yörüngelerinden birine uydu taşıyacak kapasitededir.
Nasıl çalışır; Boyle bir ucak, büyük olasılıkla normal bir pist üzerinden, ticari bir jet üzerinde taşınarak havalandırılır ve yüksek irtifada hava yogunlugu ve direncinin düşük oldugu yükseklikle kendi başına bırakılır. Bu yükseklikte hipersonik hızlara ulaşmak için uçak scramjeti çalıştırır. Scramjet (supersonic combustion ramjet) bir ramjet çeşidi olup farklı olarak supersonik yanma odasına sahiptir. Havanın sıkıştırılarak alındığı, yakıtın yakıldığı yanma odası ve egzozun giriş hızından daha hızlı ayrıldığı nozzlela sahiptir. Ticari jet motorları havanın motor içine alınıp sıkıştırılması için kompresör kullanır, daha sonra sprey halindeki yakıt sıkıştırılmış havayla birlikte ateşlenerek geriye doğru gider ve thrust oluşturur. Scramjet havayı sıkıştırmak için uçağın hızını kullanır, yani çok az hareketli parçaya ihtiyaç duymaktadır.
Sınırlamaları; Scramjet ancak süpersonik hızlara cıkıldıgında yanma gercekleştirebilir. Teoride hızı 12-15 mach civarına cıkabilir. Ancak bu kadar büyük bir kütleyi başka bir ucagın üzerinde taşınarak Mach 5 hızına kadar cıkarabilmek çok zordur.
5. Aktif Sakinleştirici Sistem (Active Denial System)
Milimetre veya mikrometrelik dalgalar ile insanları uzaklaştırmak dağıtmak amacı taşır. Örnegin bir dalga jeneratörü ile donatılmıs bir jip üzerinden kalabalıkları kontrol etmek için yayın yapılabilir.
Nasıl çalışır; 2 metrelik bir anten ve bir jeneratör ile 95 gigahertz(3 milimetre) radrasyon üretilebilir. Deri yüzeyinin 0.3 mm derinliğine kadar radyasyon absorbe edilir, bu 5 saniye süren çok güçlü bir acı duygusu verir, ve insanlar bundan biran önce kurtulabilmek için kaçarlar.
Sınırlamaları; İnsanların kaçmaması veya kaçamaması durumunda çok ciddi yaralanmalara sebep olunabilir, deri 1 dakika içinde yanabilir. Ayrıca bu seviyede bir radyasyon bozuk para, küpe vs gibi metallerin bi anda aşırı ısınmasına yol açar.
6. Nükleer Füzeler (Nuclear missiles)
Nükleer füzeler Dünya üzerinde her an herhangi bir yeri tamamıyle yok edebilir. Bu özellikleri onları askeri gücün zirvesine oturtmakta.
Nasıl çalışır; Balistik bir füze üzerine bir veya daha falza nükleer savaş başlığı monte edilir ve dikey olarak ateşlenir. Roket, üst atmosferde yanmasını durdurur ve programlanmıs hedefe dogru süzülür ve hedef üzerinde kendini imha eder.
Sınırlamaları; Bu sialhalar korkutucu bir imha gücüne sahiptir. Günümüzde bu silahların ateşlendiği anında anlaşılabilir, bununla birlikte hedef ülke tarafından misilleme yapılmasına sebep olunabilir. Hesabı yapılamayacak kadar sivil kayıplarına, ve çevre felaketlerine sebep olur.
7. Sersemletme Silahları (Tasers)
Bu silahlar insanları yüksek elektrik enerjisi ile onlara zarar vermeden etkisiz hale getirmeyi amaçlar.
Nasıl çalışır; Özel bir silah ile kablo baglı küçük oklar fırlatılır. Okların saplandıgı iki kutup üzerinden elektrik enerjisi geçirilir ve hedeftek kişinin kasları istemsiz kasılarak etkisiz hale getirilir. Hedefin boyun ve baş bölgesine ateş edilmesinden kaçınılır ve bunun yerine gövde ve bacaklara nişan alınır.
Sınırlamaları; Hedef kontrolünü kaybederek yere düşerken başını, boynunu çarpabilir ve bu tehlikeli bir durum acıga cıkarır. Akımların kas spazmlarına, hastalıklarına, veya ölüme yol açtıgı raporlanmıstır. Ayrıca tek bir akım herkesi durdurmayabilir, bu durumda fazla akım kullanılırsa durum işkenceye dönüşebilir.
8. Elektronik Bombalar (E-Bombs)
Çok yüksek seviyede mikrodalga enerjisi ile tüm bilgisayarlar, elektronik ve elektrik sebekesi devre dısı bırakılabilir. Askeri ve sivil sistemler durdurulabilir.
Nasıl çalışır; Akım sırasında bir anda aşırı yükselen elektromanyetik alan, devre içeirisinde iletkenler içinde farklı akımların oluşmasına neden olur. Bu durumda bütüm elektronik ekipmanlar yanarak devre dısı kalırlar. Özel bombalar cok büyük alanlarda akımlar yaratabilirken, örnegin bir ucagın tasaıdıgı küçük bir jeneratör küçük bir bölgeyi etkisi altına alabilir.
Sınırlamaları; Bölgesel olarak dogurabilicegi sonucalar tahmin edilemezdir. Bir savas alanında düşman ekipmanlarını devre dısı bıraktıgı gibi dost birliklerinide devredısı bırakabilir.
9. Katmanlı Füze Kalkanı (Layered missile defence)
Uçuş halindeki balistik bir füzeyi durdurmak için en iyi şanstır.
Nasıl çalışır; Birlikte çalışan anti-füze sistemleri, ateşlenen bir füzeyi durdurmak için birkaç aşamada çalışırlar. 1) Füzenin ateşlenmesinin farkedilmesi, roketlerin ateşlenmesi onların bulunması için iyi bir fırsattır. 2) Savas baslıgının üst atmoserde ilerlemesi 3) Yeri belirlenen füzenin karadan havaya bir füze ile vurulması
Sınırlamaları; Her asamadaki verimliliğe baglıdır. Bu sistemlerin yapımı, testi, yüklenmesi, ve bakımları aşırı pahalıdır. Fırlatılış anını tespit etmenin cok kolay olmasına ragmen, aşırı hızlı reaksiyon verme zorunlulugu vardır.
10. Savaş Alanı Bilgisi (Information warfare)
Bu teknik, dost birliklerin haberleşmesinin güvenliğini sağlarken, düşman birliklerini operasyon sırasında bilgi karmasası içine sokarak haberleşmelerini engellemektir.
Nasıl çalışır; Özel olarak haberleşme ve bilgisayar sistemleri hedef alınır. Uzman bilgisayar korsanları, program kırıcıları ortak çalışarak düşman bilgisayarları ve ağları içerisine sızabilirler, virüsler yayabilirler. Jammerlar radya ve tv iletişimini kesebilirler. Yanlıs bilgiler kasıtlı olarak sirküle edilebilir.
Sınırlamaları; Bilgisayar ve haberleşme ağları büyük olan ülkeler için tehdit daha fazladır. Büyük ağlara sahip olmak daha fazla potansiyel tehlike içerir özelliklede ağ içerisinde düşük teknolojili ekipmanların bolca bulunduğu düşünülürse. Bu durumda her iki tarafta büyük ihtimalle iletişim ağlarından yoksun kalacaktır.
Tuesday, April 13, 2010 | Labels: Bilim, Teknoloji, Uzay | 0 Comments
Geriye 4 uçuş kaldı
Amrikan uzay mekiği Endeavour'ın Dünya'ya dönmesiyle 130. mekik uçuşu tamamlanmış oldu.
Amerikan uzay mekiği Endeavour, TSİ 05:20'de Yer'e indi. Böylece 130. Amerikan mekik uçuşu da sonlanmış oldu.
Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA'dan yapılan açıklamada, 6 astronotu ile 8 Şubatta uzaya giden Endeavour'un TSİ 05.20'de ABD'nin Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Merkezi'ne sorunsuz indiği belirtildi.
Açıklamada, önce elverişsiz hava koşullarının dönüşü geciktirmesinden endişe edildiği, ancak daha sonra durumun düzeldiği ve mekiğin öngörülen günde ve saatte Dünya'ya indiği bildirildi.
Mekik, Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) Tranquility adı verilen yeni bir oda ve uzay verandası (gözetleme kulesi) Cupola'yı götürdü.
Astronotlar, 2 hafta süren görevde, sakinlerine UUİ'nin kendi bileşenlerini ve Dünya'yı 7 cepheden gözetleme imkanı veren kuleyi, UUİ'nin robot koluyla yaşam destek ünitesi Tranquility'ye bağladı.
7 metre boyunda, 18 ton ağırlığındaki Tranquility ve gözetleme modülünün de yerleştirilmesiyle 100 milyar dolarlık UUİ projesinin yüzde 90'dan fazlası tamamlanmış oldu.
Şimdiye dek uzaya gönderilen en ileri teknoloji yaşam destek ünitesine sahip Tranquility'de, istasyondaki havanın temizlenmesi ve kontrolünü sağlayacak bir sistemle mürettebat için tuvaletlerin bulunduğu bir bölme var. Modülde bunların yanı sıra mürettebat için başka yaşam üniteleriyle astronot ve yük taşıyan araçların kenetlenebileceği bir sistem bulunuyor.
Bundan sonra dört kez uzay mekiği yolculuğu planlanıyor. Bu yolculuklarda da UUİ'ye yedek parça ve erzak taşınacak. Uzay mekiklerinin 2011'in Eylül ayında emekliye ayrılarak müzeye gönderilmesi öngörülüyor.
Monday, February 22, 2010 | Labels: Uzay | 0 Comments
Dünya ilk kez böyle poz verdi
Japon astronotun dünya yörüngesinde turlayan uzay istasyonundan çektiği fotoğraflar görenleri hayretler içinde bıraktı. Astronot , fotoğrafları twitter'daki sayfasında yayınlıyor.
İlginç insanların paylaşımlarına evsahipliği yapan sosyal paylaşım ağı Twitter'da bugünlerde bir astronot çok popüler.
Geçtiğimiz Aralık ayından bu yana uzayda olan Japon astronot Soichi Noguchi, site üzerinde uzaydan çektiği Dünya fotoğraflarını paylaşıyor.
Noguchi, NASA'nın Uluslararası Uzay İstasyonu'na kurduğu kablosuz bağlantı sayesinde fotoğrafları internete aktarıyor.
Dünyanın yörüngesinde turlayan uzay istasyonundan astronotun çektiği fotoğraflar arasında deprem sonrası Haiti, New Orleans, İtalya'nın Palermo kenti, İngiltere'nin başkenti Londra, Fas'tan Kazablanka, Rusya'nın başkenti Moskova gibi şehirlerin yanında Maldivler, Hawaii gibi adalar yer alıyor.
İstanbul; Doğu ile Batının buluştupu yer..
Astronotun fotoğraflarını yaklaşık 74 bin kişi takip ediyor;
Saturday, February 13, 2010 | Labels: İnternet, Uzay | 0 Comments
Suyun varlığı neredeyse kesin!
Cassini uzay aracı, Satürn'ün uydusu Enceladus'ta su olduğuna ilişkin önemli veriler gönderdi.
Bilim adamlarının, Satürn'ün uydusu Enceladus'un buz örtüsünün altında bol miktarda suyun bulunduğuna dair pek fazla şüpheleri kalmadı.
Enceladus'un yanından periyodik olarak geçen Amerikan Cassini uzay aracının gönderdiği son veriler üzerinde yapılan yeni değerlendirmeler, Satürn'ün uydusunun yüzeyaltı denizi konusunda önemli bilgi sağladı.
NASA'nın uzay aracı, bu sefer Enceladus'un atmosferinde negatif yüklü su molekülleri tespit etti.
Dünya'da bu tip iyonlar, şelale veya deniz dalgalarının bulunduğu ve sıvı haldeki suyun hareketli olduğu yerlerde görülüyor.
Cassini daha önce de Enceladus'un atmosferinden yükselen bulutsunun içinde sodyum tespit etmişti. Sodyumun bulunması, büyük miktardaki sıvı halde suyun uzun bir dönem boyunca kaya ile temas ettiğini düşündürüyor.
Cassini bu verileri 2008'de Enceladus'un yanından yakın geçişi sırasında gönderdi.
Thursday, February 11, 2010 | Labels: Uzay | 0 Comments
Uzay mekiğinde damping!
NASA, emekliye ayırdıktan sonra satacağı uzay mekiklerinin fiyatını tanesi 42 milyon dolardan 28.8 milyon dolara indirdi.
Ekonomik durgunluk uzay mekiği fiyatlarını indirdi. NASA, Bu yılın sonuna doğru emekliye ayrılması planlanan uzay mekiklerinin satış fiyatlarını indirdi.
Aralık 2008'de müze, okul ve diğer sivil toplum kuruluşlarına satılacağı açıklanan uzay mekiklerinin tanesine 42 milyon dolar fiyat biçilmişti.
NASA o günden bu yana 20 kurumdan talep aldı. Mekiklerden biri Smithsonian Institute'a söz verildi, Atlantis ve Endeavour içinse henüz teklifler toplanıyor.
NASA sözcüsü Mike Curie'nin açıklamasına göre, son iki yıla damgasını vuran ekonomik durgunluk yüzünden nakit sıkıntısı yaşayan sivil toplum kuruluşlarının ilgisini yitirmesi sonucunda, kalan iki mekik için asgari teklif miktarı NASA tarafından 28.8 milyon dolara indirildi.
Tuesday, January 19, 2010 | Labels: Ekonomi, Uzay | 0 Comments
Ay'da Nefes Almak
Cambridge Üniversitesi’nden bilim insanları Ay taşından oksijen üretebilecek bir reaktör geliştirdi.Eğer bir Ay üssü kurulacaksa bu çok önemli bir teknoloji.
İster Ay’ın kaynaklarının kullanımı için olsun, ister uzayın daha derinliklerini keşfetme amacıyla atlama noktası olarak kullanmak için olsun, gelecekte kurulacak Ay üssünün sakinlerinin, hayatta kalabilmek için oksijene ihtiyacı olacak.Büyük miktarda oksijeni Ay’a taşımak çok pahalı, bazı tahminlere göre ton başına 100 milyon dolar kadar.Bu nedenle araştırmacılar Ay’da oksijen üretmenin daha ucuz yollarını bulmaya çalışıyor.NASA, uzun süredir Ay taşından oksijen elde etmenin yollarını arıyordu.
Cambridge Üniversitesi’nden malzeme bilimci Derek Fray ve meslektaşları, metal oksitlerden metal ve alaşım elde etmek amacıyla 2000’de icat ettikleri elektrokimyasal bir süreci biraz değiştirerek Ay taşından oksijen üretme problemine olası bir çözüm bulmuş.Fray ve meslektaşları testlerinde NASA’nın geliştirdiği, JSC-1 adlı yapay Ay taşını kullanmış.Fray her biri 1 metre yüksekliğinde üç reaktörün Ay üzerinde yılda 1 ton oksijen üretmeye yeterli olacağı öngörüyor.1 ton oksijen üretmek için 3 ton Ay taşı gerekiyor.Ekip yapılan testlerde Ay taşının oksijen veriminin neredeyse % 100 olduğunu görmüş.Üç reaktörün ihityaç duyacağı yaklaşık 4,5 kilovat enerji, güneş panellerinden hatta Ay’a yerleştirilecek küçük bir nükleer reaktörden bile elde edilebilir.
Fray ayrıca fazladan 16,5 milyon dolarlık bir projeyle, uzaktan işletilebilecek daha büyük bir reaktörün “dayanıklı bir prototipini” geliştirebileceğini ekliyor. Şu anda da Avrupa Uzay Ajansı’yla birlikte bu amaca ulaşabilmek için çalışıyor.
Monday, January 04, 2010 | Labels: Alternatif Yakıtlı Taşıtlar, Bilim, Teknoloji, Uzay, Yeni Malzemeler, Yenilenebilir Enerji | 0 Comments
10 yılda 10 devrim
Son 10 yıla damgasını vuran bu 10 bilimsel devrim sayesinde ne Dünya ne de üzerindeki yaşam eskisi gibi olacak.
Mars'ta su bulunmasından yüzyılın deneyi olarak adlandırılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısına, Eris cüce gezegeninin ortaya çıkartılmasından klonlamaya, bilim dünyasının son 10 yılda kaydettiği ilerlemeler bir büyük bilim atılımının adımları sayılabilir. Zira bu bilimsel zaferler sayesinde ne Dünya ne de üzerindeki yaşam eskisi gibi olacak.
İşte son 10 yıla damgasını vuran devrim niteliğindeki bilimsel keşif ve gelişmeler:
1. BÜYÜK HADRON ÇARPIŞTIRICISI
Yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen 10 milyar dolarlık araştırmada, Büyük Hadron Çarpıştırıcısıyla, 14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamının yaratılması amaçlanıyor.
İsviçre'nin Cenevre kentindeki yeraltı tünelinde yapılan deneyde geçen yıl ilk kez çalıştırılan atom çarpıştırıcısı, bir ton helyumun tünele sızmasına yol açan elektrik bağlantısı arızası yüzünden kapatıldı. Bu yılın sonlarında yapılan ve gelecek yıl yapılacak asıl çarpıştırma operasyonunun provası olarak görülen "Atlas" adlı deneyde ise 1,18 trilyon elektrot volt gücünde, karşı yönlerde yol alan iki parçacık ışınının çarpışmayı doğurduğu açıklandı.
Çarpıştırıcının katedral büyüklüğündeki dev odasında bulunan belli başlı dört detektörden biri, ilk yüksek enerjili proton çarpışmasını dünya rekoru olarak kaydetti. Çarpıştırıcının enerjisi aşama aşama artırılmaya devam edecek.
Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton huzmesi veriliyor. Işın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol alıyor. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, kozmosun doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor.
2. KÖK HÜCREDE BÜYÜK DEVRİM
Japon bilim adamı Şinya Yamanaka, Kasım 2007'de, insan embriyosu kullanmadan kök hücre üretilebileceğini kanıtlayarak bilim dünyasının kanını donduracak bir atılıma imza attı.
Yamanaka, Kyoto Üniversitesi laboratuvarında, insan embriyosu kullanmadan kök hücre üretilebileceğini, farelerden alınan deri hücreleri üzerinde genetik oynama yaparak gösterdi. Araştırmayla elde edilen kök hücrenin insan embriyosu kullanılmadan üretilmesi, kök hücre çalışmalarına izin vermeyen çevreleri rahatsız etmeyecek olması dolayısıyla da büyük önem taşıyor.
Kısaca iPS olarak adlandırılan, yeni geliştirilmiş kök hücre tipi, yetişkin deri hücrelerine dört gen yerleştirerek ortaya çıkardı. Vücuttaki 220 hücre tipinden herhangi birinin sayısız kopyasını oluşturma yeteneğine sahip embriyonik kök hücreler gibi davranmaya başlayan iPS hücreleri, hastanın kendi yetişkin hücrelerinden türetildiği için bağışıklık sistemi tarafından reddedilme riski taşımıyor. iPS hücreleri, embriyolardan türetilmediğinden büyük bir ahlaki ve dini soruna yol açmıyor.
3. DÜŞÜNCE GÜCÜYLE MEKANİK HAREKET
Beynin har,tasını çıkarma yolunda son on yılda atılan dev adımların başında, bedensel hareketlerin kontrolü sırasında beyinde oluaşn elektromanyetik akımları tespit edebişmekti. Nort Carolina Üniversitesi’nden bilimciler, bir maymunun beynine belli noktalara yerleştirdikleri elektrotlarla bu elektrik komutşarı bilgisayara taşımayı ve maymunun bir mekanik kolu hareket ettirmesini sağlamayı başardı. Bu deney farklı üniversitelerce tekrarlandı ve geliştirildi.
Son gelinen noktada İtalyan bilimciler, 2 Aralık 2009’da kamuoyuna sergiledikleri sistemle, kolunu bir trafik kazasında kaybetmiş bir insanın sinirlerine bağlı mekanik bir kolu hareket ettirmesini sağlayabildi. Sinir sistemindeki bu gelişmeler, çok da uzak olmayan bir gelecekte, uzuvlarını kaybetmiş veya felçli hastaların hayatını oldukça kolaylaştıracak robotik protezler geliştirilmesine olanak sağlayacak.
4. CÜCE GEZEGEN ERİS
Tanımı konusunda gökbilimcileri ikiye ayıran ve en sonunda "cüce gezegen" sınıfında yer almasına karar verilen Eris, 2005 yılında keşfedildi.
Eris, keşfinden sonraki ilk yılında güneş sisteminin 10. gezegeni olarak anılırken, Uluslararası Astronomi Birliğinin gezegen tanımını yayımlamasının ardından "cüce gezegen" sınıfına sokuldu.
Buzullarla kaplı gezegenin yeni statüsü, kendisinden daha küçük olan Plüton'un da "cüce gezegen" kabul edilmesine yol açtı ve güneş sistemindeki gezegen sayısı Astronomi Birliğinin kararıyla 8'e düşürüldü.
Keşfedilen gezegene, tanımı üzerindeki tartışmalar nedeniyle, mitolojide kavga ve nifak tanrıçası olarak bilinen Eris'in adı uygun görüldü.
Plüton'dan yaklaşık 115 kilometre daha geniş olan Eris, güneş sistemindeki en uzak gezegen olarak biliniyor. Eris'in güneşten uzaklığı 14,5 milyar kilometreyi buluyor. 2005 yılında yapılan gözlemlerde Eris'in bir de uydusu bulunduğu keşfedildi ve bu uyduya Dysnomia adı verildi.
Eris'in yörüngesi, Güneş sistemindeki diğer gezegenlerin yörüngesel düzlemine 45 derece eğik konumda bulunuyor. Bu eğim yüzünden 2005 yılına kadar gözlerden uzak kaldığı düşünülen Eris, Güneş'in çevresindeki turunu 560 yılda tamamlıyor.
5. 7 MİLYON YILLIK KAFATASI
Afrika'nın Çad çöllerinde 2001 yılında bulunan ve 6-7 milyon yıllık olduğu tahmin edilen kafatası, insanoğlunun atasına dair tartışmaların merkezi haline geldi.
Toumai adı verilen kafatasını bulan Michel Brunet liderliğindeki Poitiers Üniversitesi ekibi, kafatasının bir insansıya, insanların atasına ait olduğunu duyurdu.
Bilim dünyasında bu görüşe karşı çıkanlar da oldu. Bir kısım bilim adamı, kafatasını, maymunlarla insan arasındaki kayıp halka olarak kabul ederken, bir diğer kısım bunun bir gorile ait olduğu tezini savundu.
Soyağacında halen belirsiz bir yere sahip olan Toumai'nin karakteristik özelliklerinde hem insan, hem de maymunla bağlantılar kuruldu, ancak halen nihai bir sonuca varılamadı. Bazı bilim adamları, bulunan kafatasından yola çıkarak, insansıların 7 milyon yıl iki ayak üzerinde yürüdüğü iddiasını da ortaya attı.
6. GÜNEŞ SİSTEMİNİN DIŞINDAKİ GEZEGENLER
Evrende yalnız olmadığımızı ispatlamaya yönelik araştırmaların odak noktasında bulunan güneş sisteminin dışındaki gezegenlere ilişkin keşiflerin tarihi, 1990'lı yılların başlarına dayanıyor. Bu yıllarda, güneş sisteminin dışında keşfedilen gezegen sayısı tek haneli sayılarla gösterilirken, 2000 yılında 20 kadar gezegen daha bulundu ve bu sayı son 10 yılda yüzlerce olarak anılmaya başladı.
Dünyaya trilyonlarca kilometre uzaklıkta bulunan bazı gezegenlerin teleskoplarla fotoğrafları çekilebildi. Keşfedilen 400'den fazla gezegenin büyük bölümünün, Jüpiter ve Satürn gibi devasa gaz gezegeni olduğu açıklanırken gökbilimciler çalışmalarını, yaşam izine rastlayabileceklerini düşündükleri Dünya benzeri gezegenler üzerinde yoğunlaştırdı.
7. KLONLAMA
Klonlama çağı, 1997 yılında ilk memelinin, Dolly adı verilen bir koyunun klonlanmasıyla başladı.
Dolly'i 2000 yılında bir maymun takip etti ve dünyanın farklı yerlerinde birçok araştırmacı, bu iki örneğin ardından at, inek ve kedi gibi birçok hayvan türünü klonlamayı başardı.
2001 yılında Güney Asya öküzü, 2009 yılında ise bir deve ile bir bizon klonlandı.
8. MARS'TA SU BULUNMASI
Kızıl Gezegen Mars'ta su bulunduğu iddiası doğrulandı. NASA, uzay aracı Phoenix'in, suyun varlığını kanıtlamakla kalmadığını, suya temas ettiğini açıkladı.
Mayıs ayından bu yana Mars'ın yüzeyini, mekanik kolunu kürek yerine kullanarak inceleyen robotun, gezegenin daha önce tahlil edilmemiş bölgesinde suyla karşılaştığı belirtildi.
9. MİCRO-RNA
İlk kez 1993 yılında keşfedilen, ancak adını 2001 yılında alan microRNA'lar, sağlık ile hastalık arasında önemli bir rolü bulunan genetik şifre parçacıklarından oluşuyor.
Genin nasıl çalıştığını kontrol eden hücrelerin düzenli çalışması için ihtiyaç duyulan dengenin sağlanmasına yardımcı olan bu parçacıklar işlevini kaybettiğinde hastalıklar ortaya çıkıyor.
MicroRNA'ların bu nedenle yeni ilaçların keşfinde çok büyük önemi bulunduğuna inanılıyor.
10. GENOM HAYVANAT BAHÇESİ
Uluslararası bir çalışma olan Genom Hayvanat Bahçesi projesiyle, bir organizmanın DNA'sında kayıtlı genetik bilgilerin tamamına ulaşılmasında maliyetin düşürülmesi amaçlanıyor.
635 milyon avroya ve 10 yıllık bir çalışmaya mal olan proje, hücrelerin nasıl çalıştığının ortaya çıkarılmasına ve hastalıkların sayısız metotla araştırılmasına katkıda bulunuyor.
Bilim adamları, Genom 10K adı verilen Genom Hayvanat Bahçesini yaratarak, 10 bin omurgalı türün kayıtlı genetik bilgilerinin tamamına ulaşmayı amaçlıyor.
Wednesday, December 30, 2009 | Labels: Bilim, Genetik, İnternet, Kültür, Sağlık, Teknoloji, Tıp, Uzay, Yaşam, Yazılım, Yeni Malzemeler, Yenilenebilir Enerji | 0 Comments
Mars’a isminizi gönderin
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin(NASA) Mars keşif programının ikinci ayağı 2012'de yeni robot-aracın gönderilmesiyle başlayacak.
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin Mars Science Laboratory'nin (MSL)'yi kızıl gezegene göndereceği yolculuğun amacı, gezegenin yaşanabilirliğini araştırmak. Mars'ta eskiden ya da şimdi mikrobik yaşama uygun bir çevre bulunup bulunmadığını araştıracak yolculuğa isizn isminiz de eşlik edebilir.
NASA, ayrıca ismini Kızıl Gezegen'e göndermek isteyenleri de, bu seyahatin bir parçası olmaya davet ediyor.
Robota yerleştirilecek bir mikroçipte, gönderilen isimler yer alacak.
Mars'a isimlerini göndermek isteyenler, bu linkten ilgili sayfaya ulaşabilir.
http://marsprogram.jpl.nasa.gov/msl/participate/sendyourname/
Friday, October 23, 2009 | Labels: Uzay | 0 Comments
NASA Ay’ı bombalayacak!
Amerikan Uzay Ajansı NASA, Ay'daki su varlığına yönelik çalışmalar çerçevesinde Ay'ı füzeyle vuracak.
NASA'nın cuma günü Cape Canaveral uzay üssünden fırlatacağı uzay aracı Ay’a yaklaştıktan sonra güney kutup tarafına bir füze yollayacak. LCROSS adı verilen misyon çerçevesinde gönderilecek Centaur füzesi, kurşunun iki katı hızla Ay’ın güney kutbuna yakın bir krateri vuracak.
Bilimciler, füzenin çarpmasıyla havaya yayılacak olan bulut içinde buz veya buhar halinde su izleri arayacak. Ay’da su olduğu bilinmekle birlikte bunun daha çok kutup yakınlarında güneş görmeyen kraterlerin içinde toplandığı düşünülüyor.
Ay’a yapılan ‘füze saldırısı’yla yükselecek toprak bulutunda su bulunursa, suyunu Ay’dan elde edebilen bir Ay Üssü kurma ihtimali de artacak.
http://www.nasa.gov/exploration/home/27aug_explodingeclipse.html
Thursday, October 08, 2009 | Labels: Uzay | 0 Comments
1 milyar Dünya büyüklüğünde Satürn halkası
NASA, Satürn'ün etrafında şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte bir halka tespit etti. Halkanın çok büyük olduğu ve 1 milyar Dünya'yı içine alabileceği kaydedildi.
Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Satürn'ün etrafında şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte bir halka tespit etti.
NASA'dan yapılan açıklamada, Spitzer Uzay Teleskobunun keşfettiği ince halka şeklinde buz ve toz parçacıklarından oluşan halkanın, Satürn sisteminin en dışında bulunduğu ve yörüngesinin gezegenin ana halkasının düzlemine 27 derece eğimli olduğu belirtildi.
NASA yetkilisi Whitney Clavin, halkanın çok dağınık olduğunu ve gözle görülür ışıkları yansıtmadığını, ancak kızılötesi (infrared) Spitzer teleskobunun halkayı tespit ettiğini söyledi.
Clavin, halkadaki tozlar çok soğuk (eksi 316 Fahrenheit) olmasına rağmen, halkanın termal radyasyonla parladığını belirterek, şimdiye kadar hiç kimsenin kızıl ötesi alet kullanarak halkanın yerini göremediğine dikkat çekti.
Satürn'ün yeni keşfedilen halkasının madde kütlesinin başlangıcının gezegene 5,95 milyon kilometre uzaklıkta bulunduğu, sonunun uzaklığının ise 11,9 milyon kilometreye kadar uzandığı bildirildi.
NASA yeni bulunan halkanın çok büyük olduğunu ve 1 milyar Dünya'yı içine alabileceğini kaydetti.
Satürn'ün uydularından Phoebe'nin yörüngesinin halkanın içinde olduğu ve uydunun halkadaki maddelerin kaynağı olduğuna inanıldığı bildirilerek, halkanın ayrıca bir tarafı parlak diğer tarafı karanlık olan diğer uydu İapetus'un esrarını çözmede yardımcı olabileceği kaydedildi.
Halkanın dönüş yönünün Phoebe ile aynı, İapetus'un ters yönde olduğu kaydedilerek, bilim adamlarının en dıştaki halkanın İapetus'un içine doğru hareket ettiğini ve uyduya çarptığını düşündüğü vurgulandı.
Maryland Üniversitesinden Douglas Hamilton, astronomların Satürn'ün dıştaki uydusu Phoebe ile İapetus'daki kara madde arasında bağlantı bulunduğundan şüphe ettiklerini ifade ederek, "bu yeni halka ilişkiyle ilgili inandırıcı kanıt sağlıyor" dedi.
Son halka keşfedilmeden önce Satürn'ün 7 halkası bulunduğu biliniyordu. ABD'nin California eyaletindeki Pasadena kentinden 2003 yılında uzaya gönderilen Spitzer, Dünya'dan 106,2 milyon kilometre uzaklıkta ve güneşin çevresinde yörüngeye oturtulmuştu.
Wednesday, October 07, 2009 | Labels: Uzay | 0 Comments
Mars’ta aranan su Ay’da bulundu
Daha önce kutup bölgeleri hariç kupkuru olduğu düşünülen Ay yüzeyinde ince bir tabaka halinde su bulunduğu belirlendi.
Hindistan Uzay Ajansı tarafından 2008'de Ay'ın yörüngesine oturtulan ilk Hint araştırma uydusu Chandrayaan-1'in taşıdığı "Moon Mineralogy Mapper-M3" adlı gözlem cihazıyla NASA'ya ait Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı verilere göre, Ay yüzeyindeki toprakta ince bir film tabakası halinde su bulunuyor.
Science dergisinde yayınlanan makalede, Ay'ın mineral haritasını çıkarmaya yarayan M3 cihazının yüzeyden yansıyan ışığı analizi sırasında hidrojen ve oksijene bağlı bir kimyasal elementi belirten uzun dalgalı ışınım tespit ettiği belirtildi.
Bunun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan suyun varlığını işaret ettiğini kaydeden Amerikalı bilim adamları, şimdiye kadar ileri sürülen ve Ay'da suyun sadece kutup bölgelerindeki kraterlerin dibinde sürekli karanlık kısımlarda bulunduğuna dair teoriyi ortadan kaldırdığının altını çizdiler.
Keşfi yapan araştırmacılar, Dünya'nın tek uydusu Ay'da iki ayrı tür su bulunduğunu belirterek, bunlardan birinin Ay yüzeyine çarpan buzdan meydana gelmiş göktaşları gibi bir dış kaynaktan geldiğini, diğerinin de tamamen Ay kaynaklı olduğunu düşünüyorlar.
Ay toprağı ve kayalarının yüzde 45 civarında oksijen içerdiğini, M3 tarafından gözlemlenen hidrojenin ise Güneş rüzgarlarıyla gelmiş olabileceğini tahmin eden bilim adamları, Güneş'in nükleer füzyon sürecinde Ay yüzeyini ışık hızının üçte biri hızla bombardıman eden hidrojen atomu yüklü protonlar yaydığını belirtiyorlar.
Bilim adamlarının tahminine göre, Ay toprağının yüzde 25'inde su bulunuyor. 40 yıl önceki Apollo seyahatleri sırasında Ay'dan getirilen toprak ve taş numunelerinde de su izine rastlanmış, ancak bunların taşındığı kapların hermetik (sıkı kapalı) olmamasından, bilim adamları bu su parçacıklarının havadan geldiğini, Ay kaynaklı olmadığını düşünmüşlerdi.
Keşfin, bilim dünyasının Ay'a bakışını kökten değiştireceğini belirten bilim adamları, böylelikle Dünya'daki biyolojik yaşamın kaynağı suyun her yerde ortaya çıkabileceği daha dostane bir güneş sistemi görüşünün değer kazanacağına işaret ediyorlar. Ay'da su olması, orada bir uzay üssü kurulması şansını da arttırdı.
Saturday, September 26, 2009 | Labels: Bilim, Uzay | 0 Comments
Satürn uydusu sıvı halde su ihtiva ediyor olabilir.
Nature bilim dergisinde yayınlanan rapora göre, Cassini uydusu, Satürn’ün uydularından biri olan Enceladus üzerinde sıvı halde su kaynakları olabileceğine dair izler buldu.
Günümüzde genel olarak kabul gören, yaşamın oluşabilmesi için gerekli 3 madde, organik moleküller, sıvı halde su ve bir enerji kaynağının bulunmasıdır. Bunların üçünede Enceladus sahiptir.
Uydu üzerinde bulunan buz partiküllerinin, gayser’ler ile püskürtülen buharın sodyum tuzu şeklinde katılaşmış olduğu düşünülüyor. Bir gezegen üzerindeki tuzlu suyun oluşumu, normal suyun mineral içeren kayalar ile etkileşime girerek oluşabildiği belirtiliyor.
Suların çekilmiş olduğu okyanusla kaplı bir gezegenin keşfedilmiş olması, gezegen üstünde su sebebiyle oluşan izler, magaralar ve geniş kanyonlar içerisinde ve girintilerde kalmış göller ve havuzlar olması, bunların Enceladus üzerindeki gelgitlerle oluşmuş olması ve bu su dolu magaralardan buharlaşan suyun atmosferde kalıcı bir şekilde kalabilme ihtimali bilim adamlarını heyecanlandırmaktadır.
Ancak araştırmalar ve daha bir çok uzay görevi yapılmadan önce Enceladus üzerinde tuzlu su varlığı kanıtlanamayacak.
Thursday, August 27, 2009 | Labels: Bilim, Uzay | 0 Comments
NASA’nın hayatımızı değiştiren buluşları
Mikroçipler, uydu televizyonu, bina izolasyonu... Bunlar, günlük hayatta kullanılan NASA buluşlarından sadece bir kaçı.
NASA’da çalışan bilimadamları bugüne kadar 6 bin 300’den fazla teknolojik buluşa imza attı. İleri teknoloji buluşları birebir olarak günlük yaşamda karşılığını bulmayabiliyor ancak günlük hayattın pek çok alanında olmazsa olmaz pek çok teknolojisinin temelini oluşturuyor.
NASA’nın geliştrdiği ve her gün kullandığımız teknolojilerinden en önemlileri şunlar oldu:
Kanser Dedektörü: Farklı kanser türlerinin teşhisinde kullanılan Kanser Dedektörü, ilk olarak uzay gereçlerindeki kusurların tespiti için geliştirildi.
Mikroçip: Modern mikroçiplerin atası Apollo’nun yön bilgisayarında kullanılmıştı.
Kablosuz Aletler: İlk kablosuz aletler, Ay yüzeyinde kullanılmak için tasarlanan delgi ve vakum aletleriydi.
Kulak Termometresi: Vücut sıcaklığını ölçen kamera benzeri ilk lensler, yıldızların doğumunu görüntülemek için kullanılmıştı.
Dondurulmuş Gıdalar: Yiyeceklerin ağırlığını azaltıp, ömrünü uzatan dondurma tekniklerini NASA’nın araştırmalarına borçluyuz.
Bina İzolasyonu: Evlerin izolasyonunda kullanılan yansıtıcı maddeler, ilk olarak uzay araçlarını radyasyondan korumakiçin geliştirildi.
Görünmez Diş Teli: Uzay araçlarında kullanılan materyaller artık diş tellerinin neden olduğu görüntülerin yaşanmasını önlüyor.
Joystick: Bilgisayar oyunkarının olmazsa olmazı joystickler ilk olarak Apollo Ay Aracı’nda kullanıldı.
Akıllı Süngerler: Uçak yolculuklarında iniş sırasında yaşanan sarsıntıları azaltan ve sonrasında eski haline dönen akıllı süngerler, astronotların kasklarında kullanılan şok emicilere dayanıyor.
Uydu Televizyonu: Uzay araçlarının göndediği sinyalleri düzenleyen teknoloji daha sonra uydu televizyonlarındaki ses ve görüntü sintyallerinin düzenlenemsinde kullanılıyor.
Dayanıklı Lensler: Astronot kasklarında kullanılan özel madde ile çok daha dayanıklı lensler üretiliyor.
Ayakkabı Astarı: Spor ürünleri üreten firmalar, astronot giysilerindeki gelişmeleri kendi ürünlerinde kullanarak, daha hafif ve hava alabilen ayakkabılar üretiyor.
Duman Dedektörü: İlk ayarlanabilir duman dedektörü, yanlış alarmları engellemek için NASA tarafından geliştirildi.
Mayo: Speedo tarafından geliştirilen ve yüzücülere haksız avantaj sağladığı için yasak getirilen özel mayolar, NASA’nın uzay araçlarında sürtünmeyi englellediği teknoloji ile aynı prensiplere sahip.
Su Filtresi: Günümüzde kullanılan su filtreleri, temelde NASA’nın uzayda bakterilere karşı geliştirkleri ile aynı.
Wednesday, July 29, 2009 | Labels: Bilim, Teknoloji, Uzay | 0 Comments
NASA "Tweet"liyor.
NASA, Hubble bakımı gerçekleştirilirken, uzayda ne olup bittiğini Twitter üzerinden an be an bildiriyor.
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı'nın (NASA) Hubble uzay teleskobunun onarım ve modernizasyon çalışmalarını, yükselen sosyal ağ trendi Twitter aracılığıyla an be an kamuoyuyla paylaşılıyor.
Hubble teleskobunun onarım ve modernizasyonu için yapılacak beş uzay yürüyüşünden ikisine katılacak 47 yaşındaki deneyimli astronot Mike Massimino, bu görev için Nisanda Houston'da yapılan eğitim çalışmalarında da Twitter'ı kullanmıştı.
2002'de Hubble teleskobuna gönderilen ekipte de yer alan ve bu sırada iki uzay yürüyüşü yapan tecrübeli astronotun Twitter'daki kullanıcı adı "Astro_Mike".
Sunday, May 17, 2009 | Labels: Bilim, İnternet, Teknoloji, Uzay | 0 Comments
Eski NASA astronotundan şok iddia!
Eski NASA astronotu şok bir iddiada bulundu. Ay'a ayak basan 6. astronot'un açıklamaları dünyayı ayağa kaldıracak cinsten.
Ay'a ayak basan 6. astronot olan Edgar Mitchell dünyayı ayağa kaldıracak bir açıklama yaptı.
1971 yılında Apollo 14 Ay görevine katılan astronotlardan biri olan Mitchell, dünya dışında da yaşamın olduğunu ancak bu durumun ABD ve diğer hükümetler tarafından gizlendiğini öne sürdü.
Mitchell, "Sadece bu çağda gerçekten yalnız olmadığımıza dair kanıtlarımız var" diye konuştu.
Eski NASA astronotu Mitchell, "Gezegenimizin ve güneş sistemimizin ötesine uzanıp oralarda gerçekten neler olduğunu bulmamız gerekiyor. Bir gezegenler topluluğunun parçası olduğumuza inanmalı, bunu kabul etmeliyiz" dedi. Mitchell, sırlarıyla mezara girmek istemediğini söyleyerek, "Uzaylılar bize düşman olsalardı, şimdiye kadar mahvolurduk" açıklamasını yaptı.
Saturday, April 25, 2009 | Labels: Bilim, Kültür, Uzay, Yaşam | 0 Comments
Voyager uzaylılara ne mesaj götürüyor?
NASA'nın 5 Eylül 1977'de fırlattığı Voyager 1 ve ve 20 Ağustos 1977'de fırlattığı Voyager 2, altın kaplama bakır plakla uzaylılara mesaj götürecek.
Dünya'nın nasıl bir yer olduğuna dair bilgilerin bulunduğu altın kaplama bakır plakta 115 resim, birçok doğal ses, farklı kültürlerden müzik ve 55 farklı dilde sesli selamlama mesajı bulunuyor.
Bu fotoğrafta, uzaylılara Dünya'nın en çok kullandığı matematiğin temelleri ifade edilmeye çalışılıyor.
Bu fotoğrafta ise, basit ağırlık (kütle), uzunluk ve zaman birimleri anlatılmaya çalışılıyor.
Uzaylıların nereden geldiğimizi anlamaları için Merkür, Dnya, Jüpiter ve Mars'tan fotoğraflar bulunuyor.
Bu fotoğrafta, Mısır'ın fotoğrafları görüntüleniyor. Ayrıca atmosferde bulunan önemli gazların kimyasal formülleri de ifade ediliyor.
DNA'nın yapısı, insanların üreme şekli ve yöntemi birkaç ufak ilüstrasyonla anlatılmaya çalışılmış.
Bu fotoğrafta, insanların nasıl beslendiğine dair ipuçları verilmeye çalışılıyor.
Voyager'ların içinde, insan anatomisi hakkında bilgiler bulunuyor.
Bu ilüstrasyonda, Dünya'yı paylaştığımız canlıların bulunduğu anlatılıyor.
Bu ve bunun gibi diğer fotoğraflarda da, insanların tek tip olmadığı anlatılıyor.
Daha fazla bilgi için;
http://en.wikipedia.org/wiki/Voyager_Golden_Record
http://www.jpl.nasa.gov/multimedia/voyager_record/index_voyager.html
Monday, April 20, 2009 | Labels: Bilim, Teknoloji, Uzay | 0 Comments
- Alternatif Yakıtlı Taşıtlar
- Alternative Energy
- Archieve
- Arkeoloji
- Bilim
- Çevre
- Economy
- Ekonomi
- Environment
- Genetik
- Health
- İnternet
- Inventions
- Kültür
- Life
- Material
- Mimari
- Nanotechnology
- Otomotiv
- Politics
- Politika
- Sağlık
- Sinema
- Technology
- Teknoloji
- Tıp
- Transportation
- Uzay
- Yaşam
- Yazılım
- Yeni Malzemeler
- Yenilenebilir Enerji